Küresel Mizanda Saf Tutma Vakti: Trump’ın Hamleleri ve Yeni Güç Blokları

Cem MURAT

Gözümüzün önünde cereyan eden ama detaylarda gizli iki dev haber, aslında küresel kervanın yeniden nasıl dizilmeye çalışıldığını özetliyor. Birincisi, İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın Pekin ziyareti. Brexit sonrası daralan ekonomisine nefes arayan Londra, "Kapsamlı Stratejik Ortaklık" masasına oturarak AstraZeneca’nın 15 milyar dolarlık yatırımı ve 30 günlük vize muafiyetiyle bu işin sadece retorik olmadığını kanıtladı. Starmer’ın "ABD ile Çin arasında seçim yapmak zorunda değiliz" çıkışı, aslında Trump’ın "ya ben ya onlar" dayatmasına karşı çekilmiş bir mali istiklal restidir. İngiltere, Washington’a açıkça şu mesajı veriyor: "Eğer ticaret savaşlarında canımızı yakarsan, Pekin ile kol kola gireriz."

İkinci büyük gelişme ise Yeni Delhi’den geldi. "Anlaşmaların Anası" olarak nitelenen Hindistan-AB Serbest Ticaret Anlaşması, 2 milyar insanı kapsayan devasa bir pazarda gümrükleri %96,6 oranında sıfırlıyor. Biden döneminde ABD ile arası süt liman olan Hindistan’ın, Trump’ın %50 gümrük tarifesi tehdidi sonrası rotayı Avrupa’ya kırması tesadüf değildir. Biden’ın ABD’si ile Modi’nin Hindistan’ı arasındaki o eski yakınlık, her iki tarafın da aynı küresel odaklara hizmet etmesinden kaynaklanıyordu; patron tekti. Ancak bugün saflar sıkılaşıyor. AB, Çin ve Hindistan’ın toplam nüfusunu, üretim gücünü ve tek merkezden yönetilme refleksini düşündüğümüzde, bu bloklaşmanın dünyanın başına ne işler açacağını tahmin etmek güç değil.

Burada Trump’ın politikalarına yönelik aldığım eleştirilere de bir parantez açmak gerekir. Görünen köy kılavuz istemez; Trump’ın bugün Venezuela, Küba ve Grönland üzerinden yürüttüğü politikalar aslında gecikmiş hamlelerdir. İkinci dönemine ara verilmesiyle bu süreç beş yıl ertelendi ve o esnada küreselciler epey yol aldı. Rusya Ukrayna ile meşgul edilirken, Çin Afrika’da devasa yatırımlar yaptı, üretim merkezleri Hindistan’a kaydı; altın, gümüş ve stratejik metaller stoklandı. Trump’ın Davos’taki 1 saat 40 dakikalık meydan okuması, aslında bir "one minute" hadisesidir. DSÖ’den iklim doktrinlerine kadar her şeye savaş açan Trump, aslında AB, Çin ve Hindistan’ı ablukaya almış olan küresel yapıyı zayıflatmaya çalışıyor.

Bu devasa satrançta İran’ın neden hedef tahtasında olduğunu anlamak için rasyonaliteye bakmak yeterli: İran, Çin’e ucuz enerji sağlıyor. Çin’i durdurmanın yolu, enerji hatlarını kendi lehine çevirmekten geçiyor. Tam da bu noktada, yarın Türkiye’de İran heyetiyle (ve muhtemelen ABD temsilcilerinin katılımıyla) yapılacak görüşme büyük önem taşıyor. Bu masadan ya fiili bir müdahale sinyali ya da petrol akışını kontrol altına alan köklü bir diplomatik anlaşma çıkacak. Kervan yolda düzülmeye çalışılıyor ama kimin borusunun öteceğini bu stratejik ittifaklar belirleyecek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.