Makamın gölgesinde büyüyenler

Ahmet Şükrü KILIÇ

Oturduğu yerden yükselen insan, yükseldiği yerin ağırlığını taşıyamaz. Elini taşın altına koymadan, terlemeden, risk almadan, bedel ödemeden makama, servete ve imtiyaza kavuşanlar; o imkânları doğuran yapıyı dönüştüremez. Çünkü dönüşüm, içeriden yanmayı göze alanların işidir. Konforla beslenenler reform yapamaz; sadece koltuğun döşemesini değiştirirler.

Siyaset lafla yapılmaz. Siyaset, insanın kendisiyle hesaplaşmasıdır önce. Bir insanın hangi sofradan kalktığı değil, hangi bedeli ödediği belirler hakikatini. Evet, her lider gibi Tayyip Erdoğan’ın da yanlışları vardır. Hata, insana mahsustur; hata yapmayan yalnızca sorumluluk almayanlardır. Fakat diğer tarafta, baştan sona yanlış bir zihniyetle, aç çakallar gibi fırsat kollayanların varlığı; onların zaten fırsatçılıkla bir yerlere geldiklerinin de itirafıdır. Fırsatla yükselenler, ilkeyle ayakta duramaz.

Eleştiri kıymetlidir ama her eleştiri fazilet değildir. Gerçek eleştiri bir endişe taşır, bir kaygı, bir ahlâk sorusu barındırır. Oysa bazı eleştirilerin altındaki saklı olan niyet gözükmektedir; “Neden biz tepede değiliz?” Bu soru hakikat arayışı değil, yer değiştirme arzusudur. Makamın sahibini değil, makamın kendisini isteyenlerin sözleri; adalet değil pay talebidir. Bu yüzden fırsatçıların laflarının taşınmasına bile fırsat verilmemelidir. Çünkü söz, sahibinin niyeti kadar temizdir.

Erdoğan bir liderdir. Liderlik, sadece seçim kazanmak değildir; insanları bir hikâyeye inandırmaktır. Fakat onun himayesinde adam olmuş olanların bir kısmı, adamlığı makam zannetmiştir. Oysa adamlık, makamdayken de makamdan düştüğünde de aynı vakar ile yürüyebilmektir. Güç çekildiğinde geriye ne kalıyorsa, hakikat odur. Makamdan düşünce dağılan kalabalık, aslında hiç toplanmamıştır.

Simitçiler susamlarından mahrum bırakıldığı için cıyaklamaktadır. Payı kesilenlerin sesi yükselir; ilkeleri kesilenlerin değil. Kendi isimleriyle meydanlara çıkamayan korkakların eleştirileri, doğru kırıntılar taşısa dahi elden ele dolaştırılan bir dedikodu olmaktan öteye geçmez. Cesaret, anonim hesapların arkasında değil, kendi yüzüyle yürümektir. Kendi başına sokakta yürüyemeyen insanın kendine misyon biçmesi; trajikomik bir iddiadır. Gücü kalabalıktan alanlar, yalnız kaldıklarında hakikati de kaybederler.

Kimseyi sıfırlama niyeti taşımıyorum. Elbette bir değeriniz vardır ki bir yerlere taşınmışsınızdır. Hiçbir yapı tamamen boş insanlarla ayakta kalamaz. Fakat insanın kendi değerini abartması, başkasının duygusallığıyla birleştiğinde ortaya liyakatsiz bir sadakat çıkar. Tayyip Bey’in saf taraflarını abartarak taşımak da bir tür istismardır. Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın vefası takdir edilecek değil, sorgulanacak bir duygusallık taşımaktadır. Vefa, adaletle dengelenmediğinde liyakati boğar. Liyakat çelik bir irade ister; duygusal bir bağ değil. Doğru yerde kullanılmayan erdem, erdem olmaktan çıkar.

Bilmek kavramayı getirmiyor bazı insanlarda. Bilgi, menfaatle birleştiğinde karakter üretmez; kurnazlık üretir. Kurnazlık kısa vadede kazandırır, uzun vadede çürütür. Devlet, çürüyen ahlâkı taşıyamaz. Çünkü devlet dediğimiz şey; soyut bir bina değil, somut bir karakter toplamıdır. O karakter zayıfladığında en görkemli yapılar bile içten içe çöker.

Saf bir soru da bizden gelsin!

Bir liderin yanlışlarını fırsat bilenler mi daha tehlikelidir, yoksa liderin yanlışlarını vefa adına görmezden gelenler mi?

İkisi de aynı terazinin iki kefesidir. Biri makamı ele geçirmek ister, diğeri makamı kutsallaştırır. Oysa siyaset ne ganimet ne de kutsaldır; siyaset bir emanet disiplinidir. Emanet, ehline verilmediğinde yalnızca isimler değişir, sonuç değişmez.

Elini taşın altına koymayan insan, o taşın ağırlığını bilmez. Ağırlığını bilmeyen de adaletle hükmedemez. Bu yüzden yükselişin hızı değil, yükselişin bedeli önemlidir. Bedelsiz gelen her imkân, bedelli bir çöküşe gebedir.

Makam, insanın aynası değil imtihanıdır. İmtihanı geçemeyenler; önce çevresini, sonra kendini yorar. En sonunda tarihin soğuk satırlarında küçük bir dipnot olarak kalırlar. Çünkü tarih, fırsatçıların değil; bedel ödeyenlerin hafızasıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.