Maske Düştü: ABD ve İsrail’in İran Kumarı Ters Tepti

Adnan ONAY

Dünya siyaseti, Donald Trump’ın ikinci başkanlık dönemine "barışçıl bir tüccar" edasıyla başlamasını izlerken, takvimler 28 Şubat 2026’yı gösterdiğinde maskeler bir kez daha düştü. Savaşları bitirme vaadiyle koltuğa oturan Trump, Venezuela’da Maduro’nun kaçırılmasıyla başlayan "haydut devlet" reflekslerini, İran’a yönelik eşi benzeri görülmemiş bir saldırıyla zirveye taşıdı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı; ABD ve İsrail için asıl zor süreç şimdi başlıyor.

Barış Masasından "Aslanın Kükreyişi" Operasyonuna

Trump yönetimi, bir yandan İsviçre ve Umman’da İran ile nükleer müzakereler yürüterek barış sinyalleri verirken, diğer yandan İsrail ile birlikte "Aslanın Kükreyişi" ve "Destansı Gazap" kod adlı operasyonların düğmesine bastı. Tahran, İsfahan ve Kum gibi stratejik şehirlerin vurulması, uluslararası hukukta güvenilirliğin bittiği nokta oldu.

Buradaki asıl trajedi ise sadece askeri hedefler değildi. Gazze’deki acımasız stratejinin bir benzeri uygulanarak kız çocuklarının eğitim gördüğü bir okulun bombalanması ve 170 sivilin hayatını kaybetmesi, Batı’nın "insan hakları" söylemini bir kez daha yerle bir etti.

Hesaplanan Ayaklanma Yerine Milli Kenetlenme

ABD ve İsrail’in en büyük stratejik hatası, İran halkının molla rejimine karşı ayaklanacağı beklentisiydi. Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey kadronun hedef alınmasının rejimi çökerteceğini sandılar. Oysa bombalar patladığında sokaklar isyanla değil, anti-Amerikancı bir öfke ve ulusal bir kenetlenmeyle doldu.

İran, 12 günlük ön çatışmalardan ders çıkararak yönetim kademelerini 31 ayrı merkeze dağıtmış ve otonom bir savaş yeteneği geliştirmişti. Sonuç; teslim olan bir Tahran değil, karşı saldırıya geçen bir bölgesel güç oldu.

İran’ın Asimetrik Gücü: Hipersonik Füzeler ve Yer Altı Şehirleri

İran’ın savunma sanayindeki "yer altı stratejisi" bu savaşın seyrini değiştiren ana unsur oldu. 500 metre derinlikteki "füze şehirleri", sığınak delici bombalara karşı tam koruma sağlarken; maliyeti düşük Shahed İHA’ları, milyon dolarlık hava savunma sistemlerini (Demir Kubbe, Patriot) meşgul ederek asıl balistik füzelere yol açtı.

Özellikle Fattah-2 hipersonik füzeleri, Mach 15 hızıyla İsrail’in savunma hattını delerek Nevatim ve Tel Nof hava üslerini vurdu. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması girişimi ise küresel ticaretin %20’sini felç ederek krizin faturasını tüm dünyaya kesti.

Sonuç: Kimsenin Güvende Olmadığı Bir Yeni Dünya

Gelinen noktada Trump ve Netanyahu, kendi ülkelerinde sert eleştirilerin hedefinde. Barış masasında otururken saldırı emri veren bir lidere artık ne müttefikleri ne de rakipleri güveniyor. ABD, eski dünyadaki gibi NATO’yu ve Avrupa’yı her kararın arkasında hazır bulamıyor.

Şimdi nükleer seçenekler masada tartışılsa da, bir halkı katlederek barışın gelmeyeceği gerçeği tokat gibi patlıyor. ABD ve İsrail için bölgede "güvenli liman" dönemi kapanmıştır.

Bakalım bu kontrolsüz gidişat, dünyayı hangi uçurumun eşiğine sürükleyecek?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.