Türkiye siyasetinde "toplum mühendisliği" faaliyetlerinin hiç hız kesmediği bir gerçek. Ülkenin istikametini tayin etmek isteyen güç odaklarının, Türkiye’nin yükselişini durdurma noktasındaki temel rahatsızlığı, Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğidir. Tıpkı geçmişte Venezuela örneklerinde gördüğümüz gibi, "Erdoğan’sız bir AK Parti" hayaliyle Cumhur İttifakı’nı parçalayarak yeni bir iktidar kurgulama arayışı, günümüzün **"Mega Proje"**sinin özünü oluşturuyor.
Geçmişten Günümüze Değişmeyen Hedef: Erdoğan’ı Tasfiye
Bu projeler aslında yeni değil. Erdoğan’ı siyaset sahnesinden silmek adına bugüne kadar pek çok yöntem denendi:
Hapis cezaları ve siyasi yasaklar,
Parti kapatma girişimleri,
Yargı eliyle tasfiye çabaları,
Gezi Parkı olayları gibi "turuncu devrim" denemeleri,
15 Temmuz hain darbe girişimi,
"Altılı Masa" gibi meşruiyet kılıflı seçim senaryoları.
Tüm bu çabaların başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, şimdi sahneye yeni bir strateji olan "Mega Proje" sürülüyor. Bu projenin nihai hedefi sadece bir isim değişikliği değil; ülkemizin yıllardır inşa ettiği kazanımların ve geleceğin ipotek altına alınmasıdır.
Yeni Bir "Merkez Sağ" Arayışı mı?
Bu mega projenin ana taşıyıcısı olarak CHP konumlandırılıyor. Ancak burada dikkat çeken husus, CHP’nin geleneksel omurgasının değil, bir "kaldıraç" olarak kullanılacak olmasıdır. Ekrem İmamoğlu ekseninde kurgulanan bu yapı; CHP’den kopuk, merkeze yerleşen, bir bakıma "Yeni ANAP" veya daha da iddialısı "Yeni AK Parti" formunda bir oluşumdur.
Stratejistler şunu çok iyi biliyor: Mevcut CHP profiliyle Erdoğan’ı siyaset dışına itmek mümkün değil. Bu yüzden, Erdoğan’ın temsil ettiği zihniyeti hedef alan, her türlü siyasi görüşe kapılarını açan ve AK Parti seçmenini de içine çekebilecek kozmopolit bir yapıya ihtiyaç duyuluyor. Bu projede İYİ Parti, YRP, DEM Parti ve hatta AK Parti içerisindeki çatlak seslerin (Abdullah Gül ismi gibi) bir araya getirilmesi planlanıyor.
2028 Seçimlerine Doğru: Bir "Mega Proje" Mümkün mü?
İmamoğlu’nun kapasitesini aşan bu büyük kurgunun arkasında, şüphesiz daha tecrübeli "yapımcıların" olduğu seziliyor. Özal ve Erdoğan deneyimlerinden ilhamla, farklı sosyolojileri tek bir "Erdoğan karşıtlığı" paydasında birleştirme hesabı yapılıyor.
Ancak bu projenin önündeki en büyük engeller;
Üzerlerindeki yönetim beceriksizliği ve ahlaki tartışmalar,
Halkın derinleşmiş Erdoğan sevgisi,
Türk milletinin ferasetidir.
Tüm bu gelişmeler ışığında, 2028 Seçimleri’nin Türkiye siyasi tarihi açısından oldukça "şenlikli" ve çetin geçeceği şimdiden belli oluyor. Projeler ne kadar büyük olursa olsun, son sözü her zaman olduğu gibi sandıkta millet söyleyecektir.