Bugüne dek İslam dünyasının birliği, yani İttihad-ı İslam ideali uğruna pek çok meseleyi yumuşak bir üslupla, bilimsel çerçevede ele almaya gayret ettik. Ancak görüyoruz ki, bazen nezaket, hakikatlerin üzerinin örtülmesine sebep oluyor. Artık daha net, daha köşeli ve gerçekleri tüm çıplaklığıyla konuşmanın vakti geldi. Meselemiz bir mezhep kavgası çıkarmak değil; asırlardır süregelen ve bugün siyasi bir ajandaya dönüşen inanç sapmalarına karşı bir duruş sergilemektir.
Sahabe Sevgisi: Bir Namus Meselesi
İslam literatürünün, tefsir ve kelam geleneğimizin merkezinde yer alan sahabe, sadece tarihsel figürler değildir. Onlar, Kur'an-ı Kerim’de 30’a yakın ayette bizzat Allah tarafından övülmüş, Peygamber Efendimiz’in (sav) en yakın yol arkadaşlarıdır.
Ancak Şia inancının temelindeki o büyük sancı burada başlıyor: Veda Haccı’nda Peygamberimizi dinleyen binlerce sahabeden sadece üç-beş kişiyi müstesna tutup, geri kalanını "mürtet" saymak, sadece tarihsel bir yanılgı değil, aynı zamanda büyük bir inanç sapkınlığıdır. Hz. Ayşe validemize, Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a yönelik bitmek bilmeyen hakaret ve lanet seansları, bizim için basit bir görüş ayrılığı değil, bir namus davasıdır.
Tarihin Tekerrürü: Namlular Kime Dönük?
İran’ın tarihsel perspektifine baktığımızda şaşırtıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tarih boyunca yapılan büyük savaşların neredeyse tamamı gayrimüslimlere karşı değil, Müslümanlara —özellikle de Osmanlı Devleti’ne— karşı verilmiştir. Bu stratejik refleks, ne yazık ki modern dünyada da değişmiş değil.
Bugün Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de ve Afganistan’da dökülen kanda İran’ın ve Kasım Süleymani figürünün oynadığı rolü görmezden gelemeyiz. Suriye’de bir milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği o büyük trajedide, kimlerin saf tuttuğu ortadadır. Stratejistlerin ortak uyarısı ise nettir: Bölgesel bir güç dengesinde İran’ın aşırı palazlanması, namluların bir gün kaçınılmaz olarak Türkiye’ye dönmesi riskini taşımaktadır.
İtikadi Temeller ve Tahrif İddiası
Mesele sadece siyasi değil, doğrudan inancın temeliyle ilgilidir. Şia’nın bazı kollarında savunulan "Kur'an'ın aslında daha uzun olduğu ancak sahabeler tarafından eksiltildiği" (tahrif) iddiası, İslam’ın ana omurgasına indirilen bir darbedir. Keza, On İki İmam inancının peygamberlik makamının bile üzerine çıkarılması, masumiyet atfedilmesi, tevhid ve nübüvvet anlayışımızla bağdaşmaz.
İçimizdeki "İrancılar" ve Sorumluluğumuz
Son dönemde sosyal medyada yeni bir akım peydah oldu: İran’ın yanlışlarını eleştiren her alimi, her hocayı anında "Amerikancı" veya "Siyonist yandaşı" ilan etmek. Bu, ya derin bir cahilliğin ya da bilinçli bir operasyonel aklın ürünüdür.
Zulme rıza göstermek, zulme ortak olmaktır. Yanlış itikatlara ve masum kanı döken politikalara sempatiyle bakmak, bizi dini bir sorumluluk altına sokar. Bizim safımız ne küresel güçlerin ne de mezhepçi yayılmacılığın yanıdır; bizim safımız sadece ve sadece Kur'an ve Sünnet çizgisindeki hakikatin yanıdır.