Miss Turkey birincisi, sahnede kendisini ilk tebrik eden başörtülü annesinin açılan boynunu refleksle kapatıyor.
Başörtülü bir anne.
Güzellik yarışmasına katılan kızı.
Ve alışıldık olmayan bir “mahremiyet” tepkisi.
Yıldıray Oğur’un da (haklı olarak) işaret ettiği gibi, sayfalarca yazıyla anlatılamayacak; hatta üzerine doktora tezi yapılabilecek bir sahne bu.
Necip Fazıl, yıllar önce kuşaklar arası farkı (kendi üslubu ile) şöyle ifade etmişti (bugün internet çağında çok daha farklı bir evreye ulaşmış olan bu kuşak farkı, çatışma ve yarılmadan ziyade uzlaşma ve melezleşmeye işaret ediyor);
“Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam)’da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaıdan seyredin, işte evim!”(NF)
Evet, bugün kuşaklarası fark, çatışmadan ziyade (ekteki sahneden de gördüğümüz üzere) dijital çağa özgü bir melezleşmeye işaret ediyor.
Bu sahne, Nilüfer Göle’nin “Modern Mahrem: Medeniyet ve Örtünme” kitabında tarif ettiği tablonun çok ötesinde. Modernleşme, internetin özel hayat ve mahrem alan üzerindeki dönüştürücü etkisi ile entegre olarak dijital çağa özgü farklı bir evreye girmiş durumda.
Artık kamusal alanda başörtüsü takan kadınların önemli bir bölümü, otomatik olarak belirli bir ideolojik kimliği (örneğin yaygın ön kabul ile İslamcılığı) temsil etmiyor. Bu tercih; modernlik ile geleneksel (İslami) değerler arasında, çoğu zaman çelişkili ama iç içe geçmiş bir melezleşmeyi yansıtıyor.
Din ve inanç, gelenek ve modernizm, mahremiyet ve görünürlük, bireysel tercihler ve toplumsal yapı; aynı anda ve aynı sahnede birbirine temas ediyor ve melezleşiyor.
Miss Turkey sahnesinde yaşanan o an, Türkiye’de mahremiyetin, kuşak ilişkilerinin ve modernleşme deneyiminin nasıl yeniden tanımlandığını, nasıl melezlendiğini gösteren kısa ama yoğun bir kesit olarak okunabilir.