İnanç sahibi, değerlerine sadık pek çok ailenin bugünlerde en büyük ortak dertlerinden biri; bayramlarda ya da özel günlerde kızlarına, eşlerine veya annelerine İslami ölçülere uygun bir kıyafet bulamamaktır. Mağaza mağaza, çarşı pazar gezildiği halde vitrinlerin neredeyse tamamını kuşatan modern giyim tarzı, inancına uygun giyinmek isteyen insanları adeta seçeneksiz bırakıyor.
Peki, çok değil, yakın geçmişe kadar toplumda "ayıp" ve "kabul edilemez" olarak görülen bu açık saçık giyim tarzı, nasıl oldu da bu kadar normalleştirildi ve küresel bir moda haline getirildi? Bugün modaya kayıtsız şartsız teslim olmak, aslında İslami tesettüre ve ilahi emirlere karşı nasıl bir duruşu temsil ediyor?
Tesettür Sadece Kadına Değil, İnsana Farzdır
Öncelikle şunu net bir şekilde ortaya koymak gerekir: Tesettür ve setr-i avret (örtünmesi gereken yerleri örtmek), sadece kadına has bir zorunluluk değil, hem erkeğe hem de kadına farz kılınmış ilahi bir emirdir. İslamiyet, insanın fıtratını ve onurunu korumak adına belirli ölçüler koymuştur. Ancak modern çağın tüketim çılgınlığı, bu ölçüleri "özgürlük" ve "trend" adı altında yavaş yavaş aşındırmayı başardı.
Geçmişin "Marjinal" Tarzı, Bugünün Modası Oldu
Tarihin sayfalarını biraz geriye doğru çevirdiğimizde, bugünkü çıplaklık kültürünün ne kadar büyük bir kırılmayla normalleştirildiğini görebiliyoruz. Örneğin, 18. yüzyılda yapılan tablolara ve portrelere göz attığımızda, göğüs dekoltesi gibi belirgin çıplaklık göstergeleri o dönem toplumunda yalnızca iki kadın grubu için kabul edilebilir bir durumdu: Metresler ve fahişeler. O dönemde namuslu ve erdemli kabul edilen kadınların elbiseleri o kadar kapalıydı ki, bırakın bacakları göstermeyi, kadınların boyunları bile tamamen örtülüyordu.
Sadece İslamiyet değil, Hristiyanlık ve Musevilik gibi diğer semavi dinler de açık saçık giyinmeyi ve iffetsizliği kesin bir dille yasaklamıştı. Nitekim 1913’lü yıllarda Avrupa’da ilk kez "V" yaka kadın elbiseleri moda olmaya başladığında, Hristiyan din adamları ve papazlar büyük bir şok yaşamış, toplumsal ahlakın bozulacağı gerekçesiyle hemen sert tepki göstermişlerdi. Roma Kilisesi ve Katolik piskoposları, bu tarz kıyafetlerin kadını nesneleştirdiğini savunarak cephe almışlardı.
Adım Adım Normalleştirilen Dikta
Peki, kiliselerin, camilerin ve toplumsal hafızanın bu kadar direndiği bir konuda cephe nasıl düştü? Cevap basit: Yavaş yavaş alıştırarak. Modern moda endüstrisi, sinema, televizyon ve günümüzde sosyal medya eliyle çıplaklığı önce marjinal bir akım gibi sundu; ardından bunu "çağdaşlık" ve "estetik" maskesiyle kitlelere enjekte etti. Eskiden ayıplanan ne varsa, popüler kültür ikonları üzerinden parlatılarak "özgür kadın" imajıyla servis edildi.
Bugün geldiğimiz noktada, modanın kurallarına sorgusuz sualsiz teslim olmak, ne yazık ki İslami tesettürün mantığına ve ilahi emirlere gizli ya da açık bir şekilde karşı koymak anlamına geliyor. Vitrinlerin bizi mecbur bıraktığı bu dayatmaya karşı durmak, sadece bir giyim tercihi değil; ahlaki, dini ve fıtri bir kimlik mücadelesidir. Nesillerimizi ve değerlerimizi korumak için, modanın kölesi olmak yerine, inancımızın asil ölçülerine yeniden dönmek zorundayız.