Evladım Koşma, Düşersin...!

Cem MURAT

"Sana sürekli koşmanı söylüyorlar. Yarışmanı, birilerini arkada bırakmanı, ipi hep önce göğüslemeyi... Daha hızlı, daha seri, daha çok! Modern dünya, seni bitiş çizgisi olmayan bir maratonun içinde, hızı kutsallaştıran bir ayine davet ediyor. Bense tüm bu gürültünün ortasında, annelerimizin o kadim uyarısını fısıldıyorum kulağına: 'Evladım koşma, düşersin!'"

Kemal Sayar’ın naklettiği o meşhur hikayeyi hatırlayalım: Beyaz adam, Afrikalı yerlilerle vahşi bir tempoda yol alırken, yerliler ansızın durur. Şaşıran beyaz adam sorar: "Neden durdunuz, daha yolumuz var?" Yerliler cevap verir: "O kadar hızlı gidiyoruz ki, ruhlarımız arkada kalıyor. Onların yetişmesini bekliyoruz."

Geçen asırda eşya üzerinden ulaşılan o mekanik hız, zamanımızda artık insanın bizzat kendi üzerinde tatbik ediliyor. Sıhhat, hastalık, şifa, haz, pişmanlık ve hatta utanç... İnsanı insan kılan ne kadar vasıf varsa, hepsi hızın o tarumar edici dişlileri arasında öğütülüyor. Artık her şeyi hızıyla ölçüyor, her şeyi hızıyla tüketiyoruz.

Başta birbirimiz olmak kaydıyla bugün her şeyi tüketiyoruz. Aileyi, ahlakı, vicdanı ve merhameti... Cömertliği, edebi, şarkıları, aşkı ve sevdayı ve de o ince sızılı şiirleri... En nihayetinde, kendimizi tüketiyoruz. İnsanoğlunun bu hız tutkusu belki sanayi inkılabıyla başladı ama ruhun iflasıyla devam ediyor. Bugün insanların bu kadar "arafta" kalmasının en büyük sebebi, maddenin gelişimine manen ayak uydurulamamasıdır.

Teknoloji dev adımlarıyla ilerlerken, ruhlarımız emeklemekte dahi zorlanıyor. Ahlakımız ve değerlerimiz, gelişen teknolojinin üzerine basıp yükseldiği birer basamak haline getirildi. Sanki hayatı çiğnemeden yutmak zorundaymışız gibi, çoğu zaman kendimizin belirlemediği ajandalarla, o ekrandan bu toplantıya sürükleniyoruz.

Beden olmasa ruh uçar derler; evet, beden ruha ayak bağıdır. Acıkır, susar, yorulur ve nihayetinde ölür. Oysa ruh, tüm bu dünyevi ihtiyaçlardan beridir. Günlerce yemeden, içmeden, uyumadan mana alemine kanat açan zatların hikayeleri bize bir şeyi fısıldar: Nefsine ve bedensel ihtiyaçlarına "dur" dediğinde, ruhunu sonsuz maviliklere sürersin.

Esasen denklem tersine kurulmalıydı. Ruhun ihtiyaçlarına öncelik vererek koşsaydık, çok daha hızlı değil, çok daha "doğru" ve "dürüst" gelişebilirdik. Maddede mana arayacağımıza, manadan maddeyi pekala inşa edebilirdik. O zaman göz bu kadar aç, mide bu kadar boş, ruh ise bu kadar yetim kalmazdı.

Unutmayın; ruhu arkada bırakan hiçbir varış, zafer değildir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.