Ortadoğu Satrancı: Petrol Kavgası ve Büyük Hesaplaşmanın Eşiği

Şevki KARABEKİROĞLU

Dünya siyaseti, sahne arkasında büyük bir enerji savaşına ve sınırları yeniden çizmeyi hedefleyen bir "hesaplaşma" takvimine kilitlenmiş durumda. Bir yanda Venezuela’dan sonra rotayı İran petrollerine kıran küresel güçlerin iştahı, diğer yanda ise bölgenin en stratejik gücü Türkiye ile İsrail arasında adım adım yaklaşan o "kaçınılmaz" gerilim...

"Petrolün Tamamını Alacağız": Modern Bir Yağma Planı

Geçtiğimiz günlerde ABD Ulusal Enerji Hakimiyeti Konseyi Başkanı Jarrod Agen’in yaptığı açıklamalar, aslında malumu ilam etmekten öte bir anlam taşımıyor. Agen, açıkça “İran petrolünün tamamını alacağız” diyerek kartlarını masaya açtı. Bahaneleri ise hazır: “Petrolü teröristlerin elinden kurtarmak.”

Bu, uzun vadeli bir oyunun en kritik hamlesi. Kısa vadeli ekonomik çalkantıları veya diplomatik krizleri göze almış durumdalar. Çünkü nihai hedefleri, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolü tamamen ele geçirerek küresel enerji koridorunun tek hakimi olmak. Venezuela’da denedikleri senaryoyu, şimdi İran üzerinden bölgeye dayatıyorlar.

İsrail’in Ajandası ve Türkiye Engeli

Peki, bu enerji savaşının tam ortasında İsrail nerede duruyor? Tarihin penceresinden baktığımızda tablo net: İsrail, "Büyük İsrail" hayali doğrultusunda kendi ajandasını ilmek ilmek işliyor. 2003’teki 2. Körfez Harbi ile çevresindeki güçlü Müslüman devletleri Batılı müttefiklerine ezdiren İsrail, önündeki engelleri bir bir temizledi.

Ancak bugün karşılarında, o günkü zayıf devlet yapılarından çok farklı bir güç var: Türkiye.

İsrail açısından şu anki en büyük engel Türkiye’nin bölgedeki varlığıdır. Türkiye, bir yandan savunma sanayiindeki eksikliklerini rekor hızla tamamlayıp muhtemel bir hesaplaşmaya hazırlanırken, diğer yandan Suriye sahasında jeopolitik dengeleri kendi lehine dizayn ediyor. Türkiye’nin Suriye üzerinden sınırlarına yaklaştığını gören İsrail ise panik içinde.

Tahrik ve Sabır: Devlet Aklı vs. Duygusal Tepki

İsrail’in Türkiye’yi sürekli kışkırtması ve bir an önce sahaya, yani sıcak çatışmaya çekmeye çalışması tesadüf değil. Bizim iç dengelerimiz, savunma sanayii atılımlarımız ve dış siyasi hamlelerimiz tam kapasiteyle neticeye ulaşmadan bizi "hazırlıksız" yakalamak istiyorlar. Doğu Akdeniz’de bekleyen yüzlerce ABD ve AB gemisi de tam olarak bu ihtimal için orada konuşlanmış durumda.

Burada dikkat edilmesi gereken en hassas nokta ise içerideki yankılar. Kendini "İslamcı" olarak tanımlayan bazı grupların, duygusal reflekslerle Türkiye’nin hemen harekete geçmesi yönündeki baskıları, ironik bir şekilde İsrail’in arzusuyla örtüşüyor.

Unutulmamalıdır ki; siyaset bir sabır işidir. Devlet aklı, duygularla değil verilerle ve zamanlamayla hareket eder. Eğer bir çatışma kaçınılmazsa, bunun yerini ve zamanını düşman değil, biz belirlemeliyiz. Hazırlıklarımız hitama erdiğinde, İsrail için zaten iş işten geçmiş olacaktır.

Bugün bize düşen; sabır ve suhuletle adımlarımızı atmak, düşmanın bizi çekmek istediği duygusal tuzağa düşmemektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.