Ortadoğu’nun Dinmeyen Sancısı: İsrail Sorunu ve Bölgesel Kaosun Eşiği

Adnan ONAY

İkinci Dünya Savaşı’nın külleri arasından yeni bir dünya düzeni doğarken, insanlık bir daha böylesine büyük acılar yaşanmayacağını umut ediyordu. Avrupa kendi yaralarını sarmaya odaklanmışken, 14 Mayıs 1948’de Ortadoğu’nun kalbine öyle bir hançer saplandı ki, o günden bu yana bölge coğrafyasında huzur kelimesi adeta lügatlerden silindi. ABD’nin kurulduğu an tanıdığı İsrail, bugün gelinen noktada sadece bir devlet değil, bölge barışını tehdit eden bir "güvenlik krizi" haline dönüşmüş durumda.

Ateş Çemberi Genişliyor: İran-İsrail Gerilimi

Tarih tekerrürden ibaret derler; İsrail, "terör devleti" yaftasıyla hedef aldığı ülkelere saldırmaktan hiçbir zaman çekinmedi. Bu saldırgan tutumun son ve en tehlikeli perdesi ise İran üzerinden açıldı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in ortak hava operasyonuyla başlayan süreç, artık basit bir sınır çatışması değil, topyekûn bir bölgesel savaş provası niteliği taşıyor.

Tahran’dan İsfahan’a, nükleer tesislerden stratejik komuta merkezlerine kadar yağan bombalar, sadece askeri hedefleri değil, masum sivil yaşamları da vurdu. Kız çocuklarının eğitim gördüğü bir okulun bombalanması ve 165 evladımızın hayattan koparılması, bu savaşın ahlaki sınır tanımadığının en acı göstergesidir.

Demir Kubbe Sarsılıyor, Enerji Piyasaları Alarm Veriyor

İran’ın misillemeleri, İsrail’in o çok güvendiği Demir Kubbe sisteminin aşılmaz olmadığını kanıtladı. Balistik füzelerin ve dronların hedefinde sadece İsrail değil, Körfez’deki ABD üsleri ve Dubai, Doha gibi finans merkezleri de var. Hizbullah’ın kuzeyden, Husilerin Kızıldeniz’den dahil olduğu bu çok cepheli denklem, küresel ekonomiyi de temelinden sarsıyor.

Petrol fiyatlarındaki %10’luk sıçrama ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş riskleri, dünyanın bir enerji krizinin eşiğinde olduğunu fısıldıyor. Rusya ve Çin’in "kınama" ile yetinen mesafeli tutumu ise İran’ı sahada daha radikal kararlar almaya itiyor. Nitekim rejimdeki nöbet değişimi ve Devrim Muhafızları’nın kontrolü ele alması, tansiyonun kısa vadede düşmeyeceğinin sinyalini veriyor.

Türkiye Bu Tablonun Neresinde?

Türkiye için askeri bir risk şu an için düşük görünse de, kapımızdaki tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Enerji fiyatlarındaki önlenemez yükseliş, Türk Lirası üzerindeki baskı ve en önemlisi yeni bir mülteci dalgası ihtimali, Ankara’nın neden her daim "tetikte" olması gerektiğini açıklıyor.

Sonuç olarak; Batı’nın koşulsuz desteğiyle şımartılan İsrail saldırganlığı dizginlenmedikçe, Ortadoğu’da kalıcı bir barıştan söz etmek hayalden öteye geçemeyecektir. Bölgedeki her patlama, sadece komşu ülkeleri değil, küresel huzuru da parça parça etmektedir. Umudumuz, savaşın daha fazla kan dökülmeden diplomasi yoluyla durdurulmasıdır; ancak İsrail bu provokatif tutumunu sürdürdükçe, coğrafyamızın kaderi maalesef barut kokusu olmaya devam edecektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.