TRT Haber ekranlarına yansıyan o kırmızı bant, gündemi bir anda değiştirdi: Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile 2022 İstanbul müzakerelerini temel alan bir barış anlaşmasına kapı araladığını duyurdu.
Peki, aradan geçen 4 yıl, kaybedilen milyonlarca can, yerinden edilen 10 milyona yakın insan ve trilyonlarca dolarlık yıkımdan sonra bu çağrı ne anlama geliyor?
İstanbul’un Gölgesinde Kalan Gerçekler
2022’de Türkiye’nin arabuluculuğunda ulaşılan mutabakatı, o dönem İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın Kiev’e giderek "ışık hızıyla" nasıl sabote ettiğini unutmadık. Bugün Putin’in samimiyetini İstanbul referansıyla kanıtlamaya çalışması, akıllara hemen şu soruyu getiriyor: Bu bir çözüm arayışı mı, yoksa başka bir planın parçası mı?
7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi öncesinde gelen bu "barış" çıkışı, ittifakın Rusya aleyhine alacağı kararları gölgelemeyi veya NATO içindeki kararlılığı zayıflatmayı hedefliyor olabilir. Ancak şu bir gerçek ki; Avrupa artık bambaşka bir ajandaya sahip.
Avrupa Bir "Savunma" mı, "Taarruz" mu Hazırlığında?
Türkiye’deki medya, ısrarla Rusya'nın Avrupa'yı işgal edeceği algısını işliyor. Ancak askerî hazırlıkların çapına ve mali portelerine dikkatli baktığımızda, manzara farklı bir resim çiziyor. Avrupa için bugün Rusya ile bir savaşa hazırlanmak, adeta bir "hayat-memat" meselesi.
Neden mi?
Hammadde ve Enerji: Yüzyıllardır sömürdükleri Afrika artık yeni oyuncuların kontrolünde. Avrupa’nın ekonomik varlığını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu muazzam kaynaklar, Rusya topraklarında.
Mecburiyet: Avrupa ülkeleri, ya Rusya’yı uhulet ve suhuletle sistemlerine entegre edecekler ya da bu kaynaklara "zorla" çökecekler.
Rusya’nın Büyük Sınavı
Rusya için tek tehdit Avrupa değil; ABD ve Çin gibi devler de masada. 148 milyon nüfusla 17 milyon kilometrekarelik bir coğrafyayı savunmak, küresel güç dengeleri göz önüne alındığında oldukça zorlu bir görev. Putin’in bu "tali harpten" hızla çıkıp, yaklaşan büyük küresel rekabete odaklanma isteği, aklıselimin gereği olabilir.
Türkiye’nin Önündeki Açık Yol
Pergelin iğnesini Ankara’ya sapladığımızda, 6000 kilometrelik yarıçapta kalan coğrafyanın kaderinin Türkiye ile kesiştiğini görüyoruz. Türkiye’nin önü hiç olmadığı kadar açık, ancak bu yolda yürürken en büyük ihtiyacımız; içerideki birliğimizi ve huzurumuzu muhafaza etmektir.
Başımızdaki kıymetli liderliğe sahip çıkmak, bu büyük coğrafyadaki iddiamızı sürdürmenin anahtarıdır. Arif olanlar, iç ve dış politikadaki hassas dengeleri görecek basirete sahiptir. Şimdilik bu kadarı ile iktifa edelim; zira büyük resim, sadece görünenlerin değil, derin stratejilerin toplamından ibarettir.
Selam ve dua ile.