SAHTE SAFLARDAN KANLI HESAPLAŞMAYA: Şİİ HİLALİ VE ARZ-I MEV'UD’UN TASFİYESİ

Cem MURAT

1979 yılında Tahran’da kılınan o meşhur cuma namazı, modern zamanların en büyük jeopolitik illüzyonuydu. İmamın arkasında saf tutan Amerikan Büyükelçisi, Yahudi Hahamı ve Hristiyan din adamları; dünyaya yeni bir devrim değil, elli yıl sürecek bir kontrollü gerilim modelini müjdeliyorlardı. Bugün o kutsal ittifak, birbirinin ayağını kaydıran ve kendi kurdukları nefret sarmalında boğulan birer "stratejik yüke" dönüştü.



1. Karşılıklı Beslenme: Şii Hilali ve Arz-ı Mev'ud Rüyası

Şii Hilali hayali, bölge halklarına bir direniş sembolü gibi sunulsa da aslında Siyonistlerin Arz-ı Mev'ud ajandası için en büyük lojistik yakıttı.

Tahran’dan Beyrut’a uzanan bu hat, İsrail’in Batı’dan sınırsız silah ve siyasi destek alması için gereken "tehdit" bahanesini altın tepside sundu. İran bölgede yayıldıkça, İsrail "zırhını" kalınlaştırdı.

Yıllarca süren bu "horoz dövüşü", her iki tarafın da kendi iç siyasetini konsolide etmesine yaradı. Ancak bugün illüzyon bitti; hilal parlamıyor, aksine bölgenin üzerine karanlık bir gölge gibi çöküyor.

2. Büyük Çilingir: 444 Günlük Rehine Krizi

O meşhur cuma namazındaki barışçıl pozlar, CIA ve İngiliz aklının kontrol edilebilir bir devrim kurgusuydu. Ancak radikaller elçiliği basınca senaryo güncellendi ve operasyon başladı.

-Siyasi Devir Teslim: Dünyanın süper gücü ABD, elçilik baskınını 444 gün boyunca sadece izledi. Çünkü Ronald Reagan ekibi, Jimmy Carter’ın seçimi kaybetmesi için İranlılarla el altından anlaşmıştı. Rehinelerin, Reagan’ın yemin töreninden tam 20 dakika sonra serbest bırakılması, "devir teslimin" tesciliydi.

-Silahlı Ödüllendirme: Bu operasyonu başarıyla tamamlayan İran, ABD tarafından İsrail üzerinden gönderilen yüksek teknoloji silahlarla ödüllendirildi.

3. Benzer Olaylar: 1979 Rehine Krizi ve 11 Eylül

Tıpkı kurgu olan 11 Eylül gibi, rehine hadisesi de ABD ve İsrail’e Orta Doğu’nun kapılarını bir çilingir gibi açtı:

Tüm Körfez emirlikleri, İran tehdidi bahanesiyle güvenliklerini tamamen ABD ve İsrail’e ihale etmek zorunda bırakıldı.

ABD, bu krizler sayesinde Orta Doğu’da kalıcı üsler kurma ve her türlü "müdahale hakkını" elde etme kapısını sonuna kadar araladı.

Bugün gelinen noktada, 1979’da o safta namaz kılan aktörler artık birbirinin celladı haline geldi:

Washington, İsrail’in bitmek bilmeyen ve Amerikan küresel liderliğini tüketen taleplerini karşılayamaz halde.

Vekalet savaşları İran’ı ekonomik ve sosyolojik olarak bitirdi; devrim coşkusu yerini hayatta kalma sancısına bıraktı.

Arz-ı Mev'ud rüyası, İsrail’i ahlaki ve hukuki bir uçurumun eşiğine getirdi.

Ne Şii Hilali bölgeye huzur getirdi ne de Arz-ı Mev'ud İsrail’e vadettiği güvenliği sağladı. 1979’un o sahte saf tutanları, bugün kendi kurdukları tuzağın içinde birbirinin ayağından çekerek dibe çöküyorlar.

Tarih, bu kibrin son perdesini kapatırken; sessiz ve derinden, usul usul ve dahi bir mecburiyet olarak bizim sahne sıramız geliyor. Anadolu’nun bin yıllık aklı, bu kurgu savaşların ve sahte saf tutuşların ötesinde, kendi diriliş vaktini bekliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.