Tarih sadece savaş meydanlarında kazanılan çarpışmalardan ibaret değildir; asıl tarih, o zaferin ruhunu bir mühür gibi toprağa kazımakla başlar. Selçuklu’dan Osmanlı’ya tevarüs eden ve İslâm tarihinin derinliklerinden süzülüp gelen öyle bir “Zafer Töresi” vardır ki, bu gelenek bir şehrin sadece askeri olarak değil, hukuken ve manen de el değiştirdiğinin resmi ilanıdır.
Peki, ecdadımız fethettiği bir kalenin burçlarına bayrak diktikten sonra hangi ritüelleri gerçekleştirirdi? Gelin, bir şehrin "vatan" olma sürecine yakından bakalım.
Surlarda Yükselen İlk Sada: Ezan ve Selâ
Bir fetih tamamlandığında, asker şehir kapılarından içeri adımını atar atmaz ilk iş kale burçlarına Türk Bayrağı asılırdı. Ancak bu görsel şölen, işitsel bir ihtişamla tamamlanırdı. Surların üzerinden dört bir yana okunan Fetih Sâlâ’ları, Ezan-ı Muhammedîler ve Teşrik Tekbirleri, fethin dinî ve manevi ilanını temsil ederdi. Bu "heybetli gürültü", o toprağın artık yeni bir medeniyete uyandığının habercisiydi.
Mehterin Sesi: Askerî Selamlama
Dini ilanı, askeri bir gövde gösterisi takip ederdi. Mehter takımı, hükümdarlık alameti olan "Nevbet urur" yani zafer marşlarını çalmaya başlardı. Dev köslerin sesi, fethin askeri olarak tescillendiğini ve ordunun zaferini tüm dünyaya duyururdu.
"Kilise Camii": Fethin Kalıcı Abidesi
Bu törenin en somut ve kalıcı adımı, şehrin en büyük kilisesinin camiye dönüştürülmesidir. Bu yapılar sadece birer ibadethane değil; aynı zamanda askeri ve milli birer zafer sembolüdür. Tarihçilere göre bu camiler genellikle üç isimden birini alırdı:
-
Ayasofya: İstanbul’da olduğu gibi orijinal ismin korunması.
-
Fethiye: Fethi simgeleyen doğrudan bir atıf.
-
Kilise Camii: Yapının geçmişine ve dönüşümüne işaret eden isim.
Bâki’nin meşhur beytinde dediği gibi:
"Adın hezâr bütkedeyi mescid eyledin / Nâkus yerlerinde okuttun ezanları" (Nice puthaneyi mescit eyledin, çan kulelerinde ezanlar okuttun.)
İlk Cuma ve Egemenlik Hakkı
Fethin ardından kılınan ilk Cuma Namazı, tam anlamıyla bir devlet törenidir. Padişahın bizzat katıldığı bu namazda okunan hutbe, yeni hükümdarın isminin zikredilmesiyle siyasi bir kimlik kazanırdı. İslam hukukunda sikke (para bastırmak) ve hutbe, egemenliğin en büyük iki nişanesidir.
Tarihten İzler: Bursa'dan İznik'e
Bu törenin ilk örneklerini Osman Gazi’nin 1288’de Karacahisar’ı fethinde görürüz. Tarihçi Aşıkpaşazade, ilk Cuma hutbesinin burada okunduğunu kaydeder. Yine Bursa’nın fethinde, kale burcuna ilk çıkan Ahî Hasan’ın okuduğu ezan, şehrin kaderini değiştirmiştir. Orhan Gazi’nin İznik’te Hristiyanlık dünyası için kritik öneme sahip Ayasofya Kilisesi’ni camiye çevirmesi de bu köklü törenin bir parçasıdır.
Türk Adaleti: İstisnai Durumlar
Osmanlı'nın zafer töresi körü körüne bir yıkım değil, bir nizam getirme çabasıydı. Kanuni Sultan Süleyman, 1543’te Belgrad’ı (Szekesfehervar) fethettiğinde, halkın ricası üzerine kralların taç giydiği ve mezarlarının bulunduğu ana kiliseyi onlara bırakmış, başka bir yapıyı camiye çevirmiştir. Bu, fethin sadece kılıçla değil, adaletle de yapıldığının en büyük kanıtıdır.
Bugün "Kilise Camii" olarak bildiğimiz yapılar, bizlere sadece taş ve tuğla değil; bir devrin zafer ruhunu, azmini ve vatan kurma iradesini fısıldıyor.