Tahran’da Gergin Gece: Erdoğan ve Hamaney Arasında '5 Milyon Ölsün' Diyalogu mu Yaşandı?

28 Ocak 2014’te gerçekleşen tarihi Tahran ziyareti, Türkiye-İran ilişkilerinde diplomatik nezaketin bittiği ve bölgesel fay hatlarının sertleştiği bir dönüm noktası olarak yeniden gündemde.

28 Ocak 2014’te gerçekleşen tarihi Tahran ziyareti, Türkiye-İran ilişkilerinde diplomatik nezaketin bittiği ve bölgesel fay hatlarının sertleştiği bir dönüm noktası olarak yeniden gündemde. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ayetullah Ali Hamaney arasındaki görüşmede yaşanan "Suriye" gerilimi, bir medeniyet kırılmasının ayak sesleri olarak nitelendiriliyor.

Diplomasinin Bittiği Yer: "Suriye Bizimdir"

2014 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’deki kanı durdurmak ve insani bir çözüm bulmak amacıyla Tahran’a kritik bir ziyaret gerçekleştirdi. Görüşmenin odağında, Suriye’deki iç savaşın durdurulması için dini ve insani argümanlarla yapılan çağrılar vardı. Ancak iddialara göre İran lideri Hamaney’in tavrı, diplomatik nezaketten ziyade stratejik bir sertlik içeriyordu.

Erdoğan’ın ayetler ve hadislerle yaptığı "İslam kardeşliği" vurgusuna Hamaney’in verdiği iddia edilen yanıt tarihe geçti: "100 bin değil, isterse 5 milyon kişi ölsün. Suriye bizimdir. Irak ve Suriye tarihsel olarak İran'a aittir." Bu cümleler, odadaki atmosferi bir anda değiştirirken, iki ülke arasındaki bakış açısı farkını da kristalize etti.

Şii Hilali ve Bölgesel Çatışmalar

Görüşmenin ardından geçen yıllar, İran’ın bölgedeki yayılmacı politikalarının Türkiye ile birçok noktada karşı karşıya gelmesine neden oldu. Habere konu olan iddialarda, İran’ın "Şii Hilali" hayali uğruna izlediği stratejiler şu başlıklarla dikkat çekiyor:

  • Terör Örgütü PKK Desteği: Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden PKK unsurlarına İran’ın sunduğu iddia edilen lojistik ve stratejik destek.

  • Bölgesel İşbirlikleri: Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan aksında izlenen mezhepçi politikalar.

  • Diplomatik Yalnızlaştırma: Nükleer görüşmelerde Türkiye’nin desteğine rağmen, Kudüs ve Mısır gibi kritik meselelerde Türkiye’nin karşısında yer alan hamleler.

  • Darbeler ve Muhalefet: Libya'da darbeci Hafter'e verilen destek ve Mısır'da Sisi yönetimi ile kurulan örtülü dirsek teması.

Mezhepçi Yayılmacılık mı, Stratejik Çıkar mı?

Metinde öne çıkan en çarpıcı eleştiri ise İran’ın iç politikadaki asimilasyon yöntemleri. Tebriz’deki Hanefi Türkler ve Mahabad’daki Şafii Kürtler üzerinde uygulandığı iddia edilen baskılar, rejimin sadece dışarıda değil, içeride de mezhep eksenli bir yönetim anlayışı benimsediği yönünde.

Bugün gelinen noktada İran’ın "ABD’ye karşı birlikte duralım" çağrısı, geçmişteki bu "güven bunalımı" nedeniyle Ankara kulislerinde ihtiyatla karşılanıyor. Suriye operasyonlarında Türkiye’nin karşısında duran, terörle mücadelede engel çıkaran bir rejimin samimiyeti, 2014’teki o "soğuk ve donuk" Tahran gecesinin gölgesinde kalmaya devam ediyor.

Derleyen: Bayram Köksal

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Gündem Haberleri