Tarihin Sessiz Çığlığı: İslam’ın Mukaddes Kadınları

Prof. Dr. Mustafa ALICI

İnsanlık tarihinin tozlu sayfalarını araladığımızda, medeniyetin inşasında sadece kılıçların değil, sarsılmaz bir imanın ve zarif bir direnişin izlerini görürüz. Bu izler, "Tek Başına İslam Kadını" olabilmeyi başarmış, hem bireysel kimliğiyle hem de eşlik ettiği mukaddes emanetle dünyayı değiştiren kadınlara aittir. Onlar, sadece birer isim değil; sabrın, sadakatin ve isyanın ilahi birer sembolüdür.

Ferdi Bir Kurtuluştan Külli Bir Necata

Her şey Hz. Havvâ ile başladı; o, yokluğun ve sessizliğin ortasında insanlığa üflemem bir "hayat" müjdesiydi. Topraktan var olanın yanındaki o ilk nefes, yaşamın ta kendisi oldu. Ardından gelen Hz. Musa’nın isimsiz validesi, nehrin hırçın sularına bıraktığı evladıyla aslında ferdi bir felahın, koskoca bir kavmin kurtuluşuna (külli necat) nasıl zemin hazırladığını gösterdi. Dümeni belli olmayan bir sepetin içinde, sadece Allah’a olan güvenin rehberliği vardı.

Sarayların içinde ama saraya ait olmayan bir ruh: Hz. Âsiye. Firavun’un sahte tanrılığına karşı yükseltilen o kutlu isyan, onu cennetin başköşesine taşıyan bir ihsan kapısına dönüştü. Zulmün göbeğinde "Rabbim, bana katında, cennette bir ev yap" diyebilmek, imanın en saf haliydi.

Teslimiyetin ve Aşkın Ritmi

Hasretin ve bekleyişin yüzleri güldüren sekinesi Hz. Sâre ile başlayan bu yolculuk, Hz. Hâcer’in çölün ortasındaki vakur yürüyüşüyle devam eder. Hâcer, imanın hicretidir; onun adımları, bugün milyonların sığındığı Zemzem’in ve bir peygamberin (Hz. İsmail) ayak sesleridir. Hz. Hanne’nin adanmışlığı ise bizi ilahi kelamın taşıyıcısı olan Hz. Meryem’e ulaştırır. Meryem; iffetin, sessizliğin ve ilahi kadere kayıtsız şartsız teslimiyetin adıdır.

Nebevi Aşkın ve İlmin Mimarları

Mekke’nin kavurucu sıcağında nübüvvetin sığınağı olan bir hanımefendi yükselir: Hz. Hatice. O, sadece bir eş değil; İslam davasının ilk muâveneti, Hz. Muhammed’in (sav) dünyadaki tek nebevi aşkıdır. Ardından gelen Hz. Aişe, Medine’nin ilim pınarı, şikâyeti sivil bir itaate dönüştüren, aşkı ve muhabbeti inşa eden ilahi bir tezkiyenin öznesidir. Ve nihayetinde Hz. Fâtıma; şerefin, cesaretin ve Ehl-i Beyt’in örtüsü olarak babasının "babası", kocasının onuru olur.


Bugün her Müslüman kadın, içinde bir parça Havvâ’nın hayatını, Âsiye’nin izzetini, Meryem’in iffetini ve Hatice’nin vefasını taşır. Onlar tarihin bir döneminde yaşayıp gitmiş figürler değil; her çağda yeniden ayağa kalkan hakikatin kendisidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.