İnsan geçmişinden ibaret değildir. Geçmiş, insanın üzerine yapışmış bir yazgı değil; aşılmak için verilen bir imtihandır. Günah, insanın karanlık yüzüdür fakat kaderi değildir. Tevbe ise o karanlığı inkâr etmek değil, onun içinden geçerek ışığa yönelmektir. Bu yüzden bir Müslüman tevbe ettiğinde sadece bir davranışı terk etmiş olmaz; kendi içindeki kirle yüzleşmiş, onu Allah’ın affına teslim etmiş olur. İşte o anda hüküm değişir. Artık geçmiş, bir utanç dosyası değil; rahmetin şahitliğidir.
İnsanlar birbirinin geçmişini yüzüne vurmayı sever. Çünkü başkasının hatası, kendi kusurlarını gizlemek için en kolay sığınaktır. Oysa Allah’ın affettiğini kulun mahkûm etmeye devam etmesi, haddini aşmaktır. Tevbe etmiş bir mümine geçmiş günahını hatırlatmak, yarası kapanmış bir kalbi yeniden kanatmaktır. Rahmetin örttüğünü açmaya kalkmak, ilahî merhamete karşı kibirdir. Müslüman, başkasının günah defterini değil kendi kalbini taşır.
Tevbe, sadece “Pişmanım” demek değildir. Tevbe, yön değiştirmektir. Hırsızlık yapmış birinin elini artık hayra uzatmasıdır. Tefecilikle kirlenmiş bir kazancın yerine infakı koymaktır. Zinaya bulaşmış bir kalbin iffetle dirilmesidir. Alkolle bulanmış bir bilincin, zikrin berraklığına kavuşmasıdır. Günahın karşısına iyiliği koymaktır. Çünkü Allah’ın rahmeti, kötülüğü iyilikle silenleri sever. Kirlenmiş yanlarımızı temiz yanlarımıza esir etmek değil; temiz yanlarımızla kirlenmiş taraflarımızı arındırmaktır asıl olan.
Cahiliye toplumunu düşünelim. Kız çocuklarını diri diri toprağa gömen, yol kesen, kan davasını şeref sayan bir topluluk… O karanlıktan sahabe çıktı. Aynı insanlar, aynı bedenler, aynı çöller… Değişen neydi? Kalpler. Vahiy ile tanışan kalpler, geçmişin yükünü taşımadı; onu dönüştürdü. En sert yürekler merhametin en güçlü temsilcisi oldu. Demek ki insanın değeri, düştüğü yerle değil kalktığı yönle ölçülür.
Bizler bugün Kur’an’ın tamamına sahibiz. Resulullah’ın hangi olay karşısında nasıl bir tavır aldığını, hangi zulmü nasıl durdurduğunu, hangi yanlışa nasıl merhametle yaklaştığını biliyoruz. Bilgi var, örnek var, metin var. Eksik olan yalnızca samimiyet. Samimiyet olmadan bilgi yük olur. Samimiyetle ise bilgi diriltici bir nefese dönüşür.
Hiçbirimiz yol kesip eşkıyalık yapmadık belki. Hiçbirimiz kız çocuklarını diri diri gömmedik. Fakat modern çağın başka gömüleri var. Vicdanlarımızı gömdüğümüz anlar var. Sessiz kaldığımız zulümler var. Görmezden geldiğimiz yoksulluklar var. Bu çağın cahiliyesi daha incelikli. Toprağa değil, kalbe gömüyor insanı. Bu yüzden tevbe bugün daha da anlamlı. Sadece bireysel günahlardan değil, toplumsal duyarsızlıktan da tevbe etmek gerekiyor.
Allah katında temizlenmek, insanlara kendini ispat etmek değildir. İnsanların takdiri gelip geçicidir; ilahî rıza kalıcıdır. Kendini Allah’a affettirmeye çalışan bir insanın yolu, hizmetle aydınlanır. Yetimin başını okşarken, mazlumun yanında dururken, haksızlığa karşı söz söylerken geçmişin kiri erir. İyilik, insanın kendi içindeki karanlığı da aydınlatır.
Tevbe eden insan geçmişiyle kavga etmez; onu aşar. Günahını inkâr etmez; onu dönüştürür. Başkalarının hatırlatmasına aldırmaz; çünkü bilir ki asıl hüküm Allah’a aittir. İnsanların dili yaralar açabilir fakat Allah’ın affı o yarayı iyileştirir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, günahsızlık iddiası değil; samimi bir yöneliştir. Kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak temize çıkarmak değil; Allah’ın huzurunda arınmaya çalışmaktır. Çünkü sahabeyi sahabe yapan şey, geçmişlerinin temizliği değil; yönelişlerinin samimiyetiydi.
Her insanın içinde iki yan vardır. Biri kirlenmeye meyyal, diğeri temiz kalmaya susamış. Hangisini beslersek o büyür. Tevbe, temiz yanımızı güçlendirme iradesidir. O irade canlı kaldıkça hiçbir geçmiş, insanı esir edemez.
Ramazan ayını bir temizlenme ayına dönüştüren niyetlerimiz olsun. Ramazanınız mübarek olsun.