Unutulan Bir Destanın Yeniden Doğuşu: 29 Nisan Kut’ül Amare Zaferi

Özkan ORUN

Tarih, yalnızca tozlu raflarda bekleyen rakamlardan ibaret değildir; o, bir milletin karakterini şekillendiren canlı bir hafızadır. Bazı zaferler vardır ki, üzerinden asırlar geçse de stratejik dehanın ve sarsılmaz bir inancın mührünü taşır. İşte bugün, takvimler 29 Nisan’ı gösterirken, uzun yıllar gölgede kalmış ancak ihtişamıyla Çanakkale’yi aratmayan bir kahramanlık öyküsünü, Kut’ül Amare Zaferi’ni yeniden selamlıyoruz.

Çölde Yazılan Bir Direniş Hikayesi

Birinci Dünya Savaşı’nın en kritik cephelerinden biri olan Mezopotamya, İngiltere için sadece bir toprak parçası değil, petrolün ve Hindistan yolunun anahtarıydı. İngilizlerin "yenilmez" edasıyla Basra’dan başlattığı ilerleyiş, Bağdat hayalleri kuran General Townshend için Kut kasabasında tam bir kâbusa dönüştü.

7 Aralık 1915’te başlayan o tarihi kuşatma, Osmanlı askerinin sınırlı imkânlarla imkansızı başardığı 147 günlük bir sabır imtihanıydı. Halil Kut Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, sadece düşmanla değil; açlıkla, hastalıkla ve yakıcı çöl sıcaklarıyla da savaştı. İngilizlerin kuşatmayı kırmak için gönderdiği her destek birliği, Mehmetçiğin sinesine çarparak geri çekilmek zorunda kaldı.

İngiliz Tarihinin En Büyük Hezimetlerinden Biri

29 Nisan 1916 sabahı geldiğinde, dünya askeri tarihine altın harflerle geçecek bir olay yaşandı. Mağrur İngiliz ordusu, 13 bin askeri ve komuta kademesiyle birlikte teslim bayrağını çekti. Bu, Britanya İmparatorluğu’nun o güne kadar yaşadığı en ağır ve utanç verici teslimiyetlerden biri olarak kayıtlara geçti.

Kut’ül Amare, sadece bir askeri başarı değil, aynı zamanda "Hasta Adam" denilen bir imparatorluğun, ruhunun hala diri olduğunu dünyaya haykırışıdır. Çanakkale’de denizde ve siperde verilen mücadelenin, çöl kumlarındaki yansımasıdır.

Neden Unuttuk, Neden Hatırlıyoruz?

Peki, bu denli büyük bir zafer neden uzun yıllar hafızalarımızdan silinmeye çalışıldı? Cumhuriyetin ilk yıllarındaki uluslararası dengeler ve siyasi konjonktür, Kut’ül Amare’nin üzerine bir sessizlik perdesi çekilmesine neden oldu. Ancak son yıllarda uyanan tarih bilinci, bu tozlu perdeyi araladı.

Bugün Kut’ül Amare’yi anmak, sadece bir anma töreni düzenlemek değildir. O günün kısıtlı imkanlarında gösterilen stratejik zekayı, birlik beraberlik ruhunu ve vatan sevgisini günümüze taşımaktır.

Geleceğe Kalan Miras

Tarihini bilen milletler, pusulasını doğru yöne çeviren gemiciler gibidir. Kut’ül Amare bize gösteriyor ki; inanç, teknolojik üstünlüğü yenebilir ve doğru bir liderlik altında imkansız görünen zaferler kazanılabilir.

29 Nisan vesilesiyle başta Halil Kut Paşa olmak üzere, Irak çöllerini kanıyla sulayan tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Unutmayalım; tarih, ona sahip çıkanların omuzlarında yükselir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.