Yalancı Zirveler ve Erken Doyum

Cem MURAT

İnsanoğlunu büyük hedeflere odaklayan, onu zorluklar karşısında diri tutan en büyük dürtü, popüler kültürün iddia ettiği gibi anlık "motivasyon" enjeksiyonları değildir. Motivasyon; dışarıdan verilen primler, lüks vaatler ve alkışlarla anlık pik yapan, ancak ilk virajda hızla tükenen geçici bir yakıttır. İnsanı ve toplumları asıl ayakta tutan, fıtrata yazılmış olan "başarmak zorunluluğu" ve kadim kodlarımıza yüklenen varoluşsal misyonların bilincidir.

Doğa, avını yakalamadan önce hiçbir kurda ödül vermez; kurt, ekstra bir ödül alacağı için değil, aç olduğu ve sürüsünü yaşatmak zorunda olduğu için koşar. Avlanmak onun için bir motivasyon değil, varoluşsal bir misyondur.

Ancak modern sistem, bu kadim misyon bilincini "erken doyum" illüzyonuyla baltalamakta ve insanı henüz yolun başındayken "Yalancı Zirveler"e mahkûm etmektedir. Bunun en ibretlik ve ders niteliğindeki laboratuvar çıktısını, A Milli Futbol Takımımızın son Dünya Kupası serüveninde acı bir şekilde tecrübe ettik.

Kitle psikolojisinde "erken ödüllendirmenin yarattığı bilişsel kapanma", bir sistem hatası olarak karşımıza çıkar. Dünya Kupası’na katılmayı garantilemek, aslında nihai hedefin (kupanın) sadece başlangıç çizgisine adım atmaktır. Ancak daha turnuva başlamadan, federasyon başkanının oyunculara lüks villalar hediye etmesi, kolektif hafızada "Mission Complete / Misyon Tamamlandı" sinyali üretmiştir.

Oyuncunun beynine giden bu sinyal, tam da fıtri açlığın panzehiri olan devasa bir psikolojik deşarja (boşalmaya) sebep olur. Beyin, ödülü fiziksel ve maddi olarak teslim aldığı an, o uğurda salgıladığı tüm dopamini sıfırlar. Sahaya çıktığında "tarih yazma zorunluluğu" hissetmesi gereken o yırtıcı fıtrat gider; yerine henüz turnuva başlamadan her şeyi elde etmiş, konfor alanının zirvesine yerleşmiş "doymuş" bireyler gelir. İçteki o fıtri "açlık" motoru durduğunda, takıma yüklenen taktiklerin veya saha içi stratejilerin hiçbir hükmü kalmaz. Çünkü insanı yolda tutan şey konforun tatmini değil, misyonun açlığıdır.

Erken gelen doyum, sadece maddi ödüllerle sınırlı kalmamış; modern dünyanın en büyük hastalığı olan "görünme ve tüketilme" arzusuyla perçinlenmiştir. Turnuvada sportif nitelikten ziyade niceliğin, yani saç stillerinin görgüsüz bir şekilde değiştirilmesinin, durmaksızın reklamlarda boy gösteren oyuncuların ve medyanın yarattığı aşırı şöhret köpüğünün ön plana çıkması bu yüzdendir.

Para, pul, kadın ve şöhret gibi dünyevi tüm arzuların henüz yolun başında, hiçbir meşakkate katlanmadan ellerine teslim edilmesi, bireylerin mücadele etmesi için ortada hiçbir rasyonel sebep bırakmamıştır. Ülkenin sadece onların isimlerinden ve yaşam tarzlarından bahsetmesi, oyuncuları birer sporcu olmaktan çıkarıp tüketim toplumunun vitrin mankenleri hâline getirmiştir.

Fıtratından koparılan, ruhsal özünü ve "utanma/mahcubiyet" duygusunu lüksün gürültüsünde kaybeden bu yapı, sahadaki o kadim ve asil "mücadele bilincini" tamamen yitirmiştir. Sonuç ise kaçınılmazdır: Büyük umutlarla gidilen Dünya Kupası'ndan henüz ikinci maçta, hiçbir varlık gösteremeden elenmek.

Tıpkı villayı ve şöhreti turnuvadan önce alan futbolcu gibi, daha yolun başında nihai konfora kavuşan modern insan, yaşamın çetin şartlarına karşı direnme ve çabalama gücünü kaybeder. Erken gelen konfor, fıtratın en büyük düşmanıdır.

Başarıya giden yolda "ödül", yolculuğun sonunda gelmelidir, mola yerinde değil. Mola yerinde verilen büyük ödüller, insanı yolun geri kalanını yürümekten alıkoyar. Turnuvaya katılma hakkını "nihai başarı" zannedip villaları ve şöhreti erkenden dağıtan akıl, o takımı daha uçağa binmeden zihnen emekli etmiştir.

Yaşanan bu hezimet, tüm toplumsal katmanlar için tarihi bir ibret vesikasıdır: Sınırlarını, utancını, meşakkat bilincini kaybeden ve hedefe varmadan doyan hiçbir yapı, tarihin şanlı sayfalarında kendine yer bulamaz. İnsan olmak ve insan kalmak, her şartta o fıtri misyonun açlığını korumayı zorunlu kılar.

Vesselam!

Yorum Yap
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.