Her şeyden önce Müslümanlığımızın icabı, özellikle de bulunduğumuz konum gereği, Allah'ın emir ve yasaklarını ve Rasulüllah'ın (a.s) Sünnet-i Seniyyesini, önce kendimize sonra da tüm insanlara anlatma, yaşama ve yaşatmaya çalışmakla mükellefiz.
Bu mükellefiyet, "Ben Müslümanım" diyen herkes için geçerlidir. Ancak, dini alanda tahsil-i ilim yapmış ve ömrünü buna vakfetmiş "hoca"ların; vaaz, irşad ve tebliğ ile görevli oldukları tartışılmaz. İnsanlar da haklı olarak hocalardan bunu beklerler. Zaman zaman bu konuda, gerek söz gerek yazıyla serzenişte bulunan, toplumda dinimize aykırı düşüncelere ve gayr-i ahlaki görüntülere karşı tepkilerimizi bekleyen ve isteyen kardeşlerimiz oluyor.
Diyorlar ki: "Hocam,
*-Şu açık-çıplaklığa Kur'an'dan ayetlerle cevap versenize!
*-Müslümanım diyenlerin bu ahlaksız görüntülere şakşakçılık yapmalarına karşı çıksanıza!
*-Düğünlerde birbirlerine haram olan genç kızların ve erkeklerin el ele tutuşup yüz yüze, vücut vücuda temaslı dans etmelerine tepki göstersenize!
*-Tesettürlü Müslüman ailelerin bu ahlaksızlıkları tasvip edip beğenerek alkış tutmalarına engel olsanıza!
*-Genç kızların erkek arkadaşlarıyla gezip tozmalarına, gece-gündüz tek başlarına beraber olmalarına anne babaların izin vermelerine bir çift söz söylesenize!
*-Omuz kısmı iple bağlı ve göbek çevresi tamamen açık zamanın modası crop kıyafetiyle ve alt kısımda kasık ve kalçaları görünecek derecede kısa şortuyla toplumda vücudunu cömertçe teşhir eden bikini kıyafetli genç kızının koluna girmiş üstelik gayet memnun ve kızından gurur duyan tavrıyla kızının aksine tamamen kapalı pür-tesettür annesine bir diyeceğiniz olmayacak mı!?.."
Ve daha bunlara benzer inanca aykırı gayr-i ahlaki onlarca örnek...
Evet, bunların hepsi bir vâkıa. Takipçilerimiz bilir ki, gerek kürsülerde gerekse basın-yayın platformlarındaki söz ve yazılarımızda bizler gerekli uyarıları yapmaya çalışıyoruz. Ama bu karanlık tablo, sadece yukarıda işaret ettiklerimizden ibaret değildir. Kamu ve özel sektörde yaşanan haksızlıklar, ahlaksızlıklar, yolsuzluklar, usulsüzlükler, hırsızlıklar, aldatmalar, tacizler, tecavüzler, cinayetler... saymakla bitiremeyeceğimiz Allah'ın emir ve yasaklarına aykırılıklar ve Allah Resûlü'nün sünnetine muhalif bir yığın günahlar, isyankârlıklar ve zulümler... Bütün bunlar sadece ikazla, öğütle, nasihatle olacak işler değildir! Bunlara karşı yaptırım uygulayacak ve caydırıcılığı sağlayacak otoriter bir güç gereklidir. Bunu da ancak devlet yapar. Yasalarıyla, kanunlarıyla, kolluk kuvvetleriyle, polisiyle, jandarmasıyla, savcısıyla, hakimiyle, yargısıyla bunu yapar.
Bu konularda İslam dinini ve hocaları görevini yapmamakla suçlayanlar şunu iyi bilmeliler: Mer'iyetteki devletin yönetim biçimi İslam'a ve Kur'an hükümlerine dayanmıyor ki, hocaların yaptırım gücü olsun! Hocalar sadece konuşmakla görevlidir, o da yasaların izin verdiği ölçüde... Bu sebeple hocaların sözleri kuru bir öğütten öteye geçmez. Dolayısıyla yaşanan kötü olayların ve gayr-i ahlaki görüntülerin faturasını İslam'a kesmek ve bu konuda hocaları suçlamak yanlıştır ve haksızlıktır.
Onca vaaz, nasihat, uyarı ve ikaza rağmen yukarıda sıralanan manzaralar azalmıyor aksine artarak devam ediyorsa hocalar ne yapsın?!.. Söylenecek tek şey şu ayet-i kerime olur:
"...İnsanların yaptığı eylemler, yalnızca kendilerini ilgilendirir ve hiçbir günahkâr başkasının (günah) yükünü taşımaz (hiç kimseye başkasının sorumluluğu yüklenmez). Zamanı gelince hepiniz (Mahşerde) Rabbinize döneceksiniz..." (En'am Suresi, Ayet:164)