Siyasetimizin son günlerdeki en popüler kelimesi hiç şüphesiz: "Yok". Bir tarafta üretilenler, hayata geçirilen projeler ve atılan adımlar varken; diğer tarafta gözlerini sıkıca kapatıp dünyayı karanlık zanneden bir "inkâr siyaseti" ile karşı karşıyayız. Muhalefetin söylemlerine şöyle bir dışarıdan baktığınızda, Türkiye'nin koca bir "yokluklar ülkesi" olduğuna inanmanız işten bile değil.
Gökyüzüne Bakıp "Yok" Diyenler
Bu zihniyetin iddialarına kulak verirseniz, Türkiye’nin bir hava savunma sistemi yok. Tam 15 yıldır Türk Hava Kuvvetleri'ne katılan yeni bir uçak yok. Savunma sanayiinde atılan adımlara, göklerde süzülen yerli ve milli projelere rağmen, birileri inatla gökyüzüne bakıp sadece boşluğu görmeyi tercih ediyor.
Yerel Yönetimlerde "Kusursuzluk" Masalı
Sadece ulusal meselelerde değil, yerel siyasette de durum farksız. Ekrem İmamoğlu cephesine bakıyorsunuz; o tarafta yolsuzluk, rüşvet, hata ya da kusur asla yok! Adeta siyasi bir kusursuzluk abidesi çiziliyor.
Sonra dönüp Bolu'ya, Tanju Özcan'a bakıyorlar. "Gurur duyuyorum" diyorlar, zira onda da irtikap veya haraççılık yok. Marketlerin ümüğünü sıkmak serbest ama öyle "üç köfteye yirmi beş" yok. Rakiplerine kaymak yok, bal yok... Hatta öyle bir düzen kurmuşlar ki; Bolu’da kazanıp İstanbul’da vergi vermek dahi yok!
TOGG, Gabar, Karadeniz ve Bitmeyen İnkâr
Eleştiri oklarını projelere çevirdiklerinde ise "yok"ların dozu giderek artıyor. Füze atıyorlar, Karadeniz’de hamsi yok diyorlar. Gabar dağlarında onca emeğe rağmen petrol-metrol yok. Karadeniz'in derinliklerinden çekilen doğalgaz yok. Yollarda her gün karşımıza çıkan, banttan inen yerli otomobilimiz TOGG diye bir fabrika zaten yok. Bunlara kalsa, millet tamamen aç ve yiyecek tek bir ekmeği bile yok.
Yokluk Profesörüne Berat Teklifi
Bütün bu "yok"ları alt alta dizince insanın aklına ister istemez o can alıcı soru geliyor: Sahi, merak ediyorum; Özgür Özel diye biri gerçekten var mı?
Eğer varsa, bu siyaset sahnesinde tam olarak ne iş yapar, memlekete neye yarar? Yok, eğer o da aslen "yoksa", memleketteki bu kadar yoku, otu, çöpü kim, nereden biliyor?
Bana kalırsa bu akıl almaz ve sürdürülemez inkar politikasına artık bir resmiyet kazandırmak şart. Siyasette her şeye gözünü kapatan bu zihniyete acilen bir fahri profesörlük unvanı verilmeli. Bu unvanın adı da belli: "Yokluk Profesörü Beratı".