Anadolu’nun kadim kültürü Yörüklerde, bir dönem her evin başköşesinde yer alan ıstar tezgâhları, şimdilerde sadece hatıralarda yaşıyor. Yörük analarının el emeği, göz nuruyla dokuduğu çullar, sadece birer yaygı değil; aynı zamanda sabrın, ahengin ve doğanın ilmik ilmik işlendiği birer sanat eseriydi.
Istar Tezgâhından Kirkit Sesine: Dokumanın Tekniği
Geleneksel dokumacılığın kalbi olan ıstar tezgâhı; yan ağaçları, sündürüm ağacı, gücüsü ve varan-geleniyle mühendislik harikası bir yapıya sahipti. Çözgü ipinin yukarıdan aşağıya doğru süzüldüğü bu tezgâhlarda, dokumanın enini korumak için çul cimbarı kullanılırdı. Yayla sessizliğini bozan en huzurlu melodi ise, ipleri sıkılaştıran kirkitin sesiydi.
Özün, Argaç ve Çile: Kaliteyi Belirleyen Detaylar
Yörük dokuma dilinde boyuna atılan ipe özün, enine atılan ipe ise argaç denir. Dokumaların temelinde dayanıklılığıyla bilinen keçi kılı yer alırken, motiflerin zarafeti koyun yününden gelirdi. Hiçbir malzemenin israf edilmediği bu kültürde, artan ipler "kıllama" adı verilen özel bir karışımla yeniden hayat bulurdu. Bir çulun kalitesi ise çile sayısıyla ölçülür; standart bir çul 10 çileden, daha heybetli olanlar ise 12 çileden oluşurdu.
Dile Gelen Motifler: Elti Eltiye Küstü’den Hayat Ağacına
Motifsiz bir çul, ruhu olmayan bir bedene benzerdi. Her nakışın bir adı, her adın bir hikâyesi vardı:
-
Klasik Motifler: Satranç, köşşek tabanı, tabakalı zili, pıtrak, eğri su.
-
Duygusal Semboller: Küpe, elibelinde, elti eltiye küstü, bereket.
-
Doğadan Yansımalar: Yıldız, yedi armutlu, gül, lale, sığır sidiği.
Doğanın Renk Paleti: Kök Boyaların Sihri
Çul dokumacılığında kullanılan renklerin tamamı doğanın kalbinden gelirdi. Ceviz yeşili, cengari yeşili, kına sarısı ve lacivert gibi renkler, bitkilerin özünden elde edilen doğal boyalarla can bulurdu. Bugün modern tekstilin içinde kaybolmaya yüz tutan bu renkler, Yörük kadınlarının emeğiyle birer hatıra defterine dönüştü.