Zulme Rıza Zulümdür: Emperyalist Kuşatmaya Karşı Hakikat Beyanı

Mithat GÜDÜ

Ortadoğu coğrafyası yine kanlı bir satranç tahtasına dönüştürülmüş durumda. Ancak bu oyunda piyonlar değil, doğrudan mazlum halkların geleceği ve devletlerin egemenlik hakları hedef alınıyor. Bugün geldiğimiz noktada net bir duruş sergilemek, sadece siyasî bir tercih değil, tarihî ve vicdanî bir zorunluluktur: Zulme rıza göstermek, zulmün bizzat ortağı olmaktır!

Eleştiri Hakkı, İşgale Onay Vermek Değildir

Geçtiğimiz günlerde İran’ın tarihsel süreçte Türk-İslam dünyasına karşı takındığı tutumu ve mezhep eksenli dışlayıcı stratejilerini kaleme almamız, bazı çevrelerce bilinçli bir şekilde çarpıtıldı. Şunu açıkça ifade etmek gerekir: Bizim safımız ne adaletsiz bir mezhepçiliğin ne de küresel emperyalizmin kanlı tezgahlarının yanıdır. Bizim safımız, kayıtsız şartsız hakkın ve adaletin yanıdır.

İran’ın özellikle Suriye’de masumların kanına giren politikalarını veya bölgedeki yayılmacı tutumunu eleştirmemiz, ABD ve İsrail’in devlet terörünü meşru görmemize asla kapı aralamaz. Selçuklu ve Osmanlı mirasının savunucuları olarak, bölgeye istikrarsızlık getiren her türlü yapıya karşı durduğumuz gibi, uluslararası hukuku ayaklar altına alan emperyalist saldırılara da en sert tepkiyi veririz.

Devlet Terörü ve Suikastlar Diplomasisi

ABD ve İsrail’in, İran topraklarında gerçekleştirdiği suikastlar ve üst düzey yetkilileri hedef alan saldırıları, modern dünyanın gözü önünde işlenen birer devlet terörüdür. Bir devletin egemenlik haklarını çiğneyerek yargısız infazlar gerçekleştirmesinin hiçbir hukukî kılıfı olamaz.

"Meşru müdafaa" adı altında pazarlanan bu hukuksuzluk, aslında dünya siyasetine dayatılan bir "orman kanunu"dur. Hiçbir güç, kendi çıkarları doğrultusunda bir başkasını "terörist" ilan edip infaz etme hakkına sahip değildir. Bu saldırılar sadece askerî hedefleri değil, doğrudan toplumsal huzuru ve sivil yaşamı hedef almaktadır.

"Böl, Parçala ve Yut" Planı Devrede

Emperyalizmin asıl derdi İran’a demokrasi getirmek değil, İslam dünyasını mezhep savaşlarıyla içten çürütmektir. Bu kirli stratejinin temel amaçları şunlardır:

  • Müslümanları birbirine kırdırarak yeraltı kaynaklarını sömürmek.

  • İsrail’in "Arz-ı Mev'ûd" hayalleri önündeki engelleri kaosla bertaraf etmek.

  • Bölgede güçlü devlet yapıları yerine, kontrol edilebilir "uydu yönetimler" kurmak.

Bizim İran’a yönelik eleştirilerimiz bir "iç muhasebe" ve tarihsel bir tespittir. Ancak zalimin karşısında durmak için, o zalimin hedef aldığı kişiyle aynı fikirde olmamız gerekmez. Mazlumun kimliğine bakmadığımız gibi, zalimin kim olduğuna da bakmayız.

Sonuç: Türkiye’nin ve Bölgenin Bekası

Bugün İran’da dökülen kan, yarın tüm İslam coğrafyasını ve Türkiye’nin bekasını tehdit edecek bir yangının habercisidir. Emperyalist postallar altında ezilecek bir laboratuvar olmadığımızı tüm dünyaya haykırmak zorundayız.

Ne İran’ın "velâyet-i fâkih" dayatmasını ne de Batı’nın "demokrasi" maskeli katliamlarını kabul ediyoruz. Bağımsız Müslüman ülkelerin egemenlik hakkını savunmak, tarih önünde boynumuzun borcudur. Unutmayalım ki; geçmişini bilmeyen geleceğinden emin olamaz, ama zalime alkış tutan da tarih önünde asla iflah olmaz.

Rabbim mazlumların yardımcısı olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.