Tarihin tozlu sayfalarında, insanlığın vicdanına kazınan öyle anlar vardır ki, etkisi yüzyılları aşar. Mekke’nin kavurucu sıcağında, Abdullah bin Cüd’ân’ın evinde toplanan bir avuç insan, aslında bugünün dünyasına bir reçete sunuyordu. Aralarında Peygamber Efendimiz’in (sav) de bulunduğu o topluluk, "Denizde bir yün parçasını ıslatacak kadar su kaldığı sürece zalime karşı mazlumun yanında olacağız" diyerek Hilfü’l-fudûl (Erdemliler İttifakı) sözünü vermişti.
Bugün Gazze’den İran’a, Venezuela’dan bölgesel savaş tehditlerine kadar uzanan o karanlık tabloda, insanlık yeniden aynı sınavla karşı karşıya: Gücün kibri mi, yoksa adaletin izzeti mi?
Küresel Siyasetin Yeni Yol Ayrımı
7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan soykırım ve Orta Doğu’yu ateşe atan yayılmacı politikalar, küresel siyaseti keskin bir yol ayrımına getirdi. Bir tarafta güç zehirlenmesi yaşayan, uluslararası hukuku hiçe sayan bir blok; diğer tarafta ise tüm tehditlere rağmen "dur" diyebilen cesur bir irade.
Tıpkı Hz. Peygamber’in, yıllar sonra bile "Bugün çağrılsam yine katılırım" dediği o ittifak gibi, bugün de milletler ve dinler üstü bir cepheleşme kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu cephenin harcı; ne kabile asabiyeti ne de sadece mezhepsel aidiyettir. Bu harcın tek bir bileşeni vardır: Zulme karşı ortak duruş.
Türkiye ve İspanya: Vicdanın Sesi
Bu süreçte Türkiye ve İspanya’nın sergilediği tavır, modern dünyanın Hilfü’l-fudûl’u olarak okunmalıdır. Farklı coğrafyalarda, farklı ittifak yapılarında yer almalarına rağmen; emperyalist dayatmalara karşı uyum bozma pahasına mazlumun hakkını savunan bu iki ülke, adaletin evrensel olduğunu kanıtlıyor.
Zulme karşı durmak için aynı milletten veya aynı inançtan olma şartı aranmaz. Mekke’deki o evde verilen söz, mazlumun kimliğine bakılmaksızın hakkın teslim edilmesi üzerineydi.
Mezhep Fitnesi ve Dağınıklığın Bedeli
Bugün sosyal medya mecralarında köpürtülen Şii-Sünni gerilimi veya geçmişin tozlu raflarından indirilen mezhep temelli polemikler, kurulması elzem olan bu "Yeni Erdemliler İttifakı"na vurulacak en büyük darbedir. Unutulmamalıdır ki; zalimin en büyük gücü elindeki gelişmiş silahlar değil, mazlumların ve haklıların arasındaki dağınıklıktır.
Tarih bize acı bir gerçeği fısıldıyor: Biz birbirimizle hesaplaşırken, küresel zorbalar coğrafyamızı şekillendirmeye devam ediyor. Artık ideolojik körlükleri ve yapay sınırları bir kenara bırakıp; insanlık onuru paydasında buluşma vaktidir. Çünkü adalet, sadece bir grup için değil, herkes için olduğunda gerçektir.