Cem MURAT
AKDENİZ’İN KİLİDİ: VAKIF MİRASINDAN STRATEJİK İTTİFAKA CEZAYİR
Uluslararası hukukçu William F. Fratcher, o meşhur Islamic Wakfs eserinde tarihe not düşer: “Cezayir’in yarısı, Tunus’un üçte biri ve Kıbrıs’ın üçte ikisi Osmanlı Vakfı’dır.”
Bu ifade bir istatistik değil, Akdeniz’in tapu senedidir. Osmanlı döneminde vakıflar; sadece cami ve medreseden ibaret değil, yollar, köprüler ve devasa tarım arazileriyle bölgenin can damarı olan bir ekonomik ekosistemi temsil ediyordu. Öyle ki, 1830’da Fransa Cezayir’i işgal ettiğinde ilk hedefi bu vakıf arazileri oldu. Çünkü biliyorlardı ki; bu mallar halkın eğitimini, sosyal yardımını ve dolayısıyla işgalciye karşı direnişi finanse eden bağımsız bir güçtü.
Bugün Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerimizde titizlikle korunan o belgeler, sadece birer kağıt parçası değil; Kıbrıs’tan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan hak iddialarımızın uluslararası hukuk nezdindeki en sağlam dayanağıdır. Zira vakıf malının devredilemezliği, küresel hukukta hala geçerli bir statüdür.
Garp Ocakları’ndan Stratejik Ortaklığa
1516’da Barbaros Hayrettin ve Oruç Reis’in halkın davetiyle başlattığı o şanlı yürüyüş, 1519’da Cezayir’in Yavuz Sultan Selim’e bağlılığını ilan etmesiyle üç asırlık bir "Garp Ocakları" dönemini başlattı. Cezayir, Osmanlı için Akdeniz’in batısını kontrol eden en stratejik donanma üssüydü. 1830’da başlayan Fransız işgali ve 1963’teki bağımsızlık ilanıyla sonuçlanan o kanlı süreçte Cezayir halkı büyük bedeller ödedi, soykırıma maruz kaldı ama diz çökmedi.
Bugün, Cumhurbaşkanı Tebbun’un Türkiye ziyaretleriyle bu tarihi bağlar modern bir stratejik ittifaka dönüşüyor. Türkiye, bugün Cezayir için Akdeniz’deki en güvenilir müttefik konumundadır. Fransa ekonomik olarak kan ağlarken, merkez bankaları boşalırken bunun en büyük müsebbibi Türkiye’nin Afrika’daki varlığıdır. Biz oraya sadece silah ya da gıda değil; "kazan-kazan" ilkesiyle adalet ve kalkınma götürüyoruz.
Afrika’da Yeni Denklem: Çin ve Bölgesel Dengeler
Cezayir, yaklaşık altı yıl önce Fransız asker ve diplomatlarını kovup hava sahasını kapatarak sömürgeci geçmişine en sert cevabı verdi. Ancak bugün sahada yeni bir rakibimiz var: Çin. 2023 yılında 36 milyar dolarlık yatırım kararı alan, devasa maden projelerinden dünyanın en büyük üçüncü camisine kadar her yere imza atan bir Çin gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Buna karşılık Türkiye, iğneyle kuyu kazar gibi işlediği projelerle fark yaratıyor. Tosyalı Holding gibi dev sanayi kuruluşlarımız, Cezayir’de çelik üretimiyle sadece ticaret yapmıyor, bölgeyi sanayileştiriyor.
Akdeniz’in Geleceği ve Mavi Vatan
Fas-İsrail (İbrahim Anlaşmaları) yakınlaşmasına karşı Türkiye’nin Cezayir ile kurduğu bu hat, Somali-Somaliland denklemine benzer bir stratejik derinlik barındırıyor. Libya ve Mısır’dan sonra Cezayir ile kurulan bu "Akdeniz Hattı", Cebeli Tarık’a kadar olan bölgeyi kontrol altına alıyor. Bu hamleyle Avrupa’nın Afrika ayağı kesilirken, yayılmacı politikaların her hamlesi havada bırakılıyor.
Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi; enerji, madencilik ve tarım alanındaki uzun vadeli iş birliğimiz, sadece iki ülkenin değil, tüm bölgenin barış ve güvenliği için bir teminattır.
Ecdadın vakıf mirası üzerine inşa edilen bu yeni stratejik bina, Türkiye’nin küresel bir güç olma yolundaki en önemli sütunlarından biri olacaktır.