Haramdan uzak durmak bir irade meselesi değil, bir akıl meselesidir. Akıl, yalnızca hesap yapan bir mekanizma değildir; sınır çizen, ölçü koyan ve insanı kendine rağmen koruyan bir idraktir. Bu yüzden her zeki insan akıllı değildir ama her akıllı insan, harama karşı mesafelidir. Çünkü akıl, meşruiyetin dışına çıkıldığında kazanılan her şeyin aslında bir kayıp olduğunu bilir.
Meşru olmayan yollarla zenginleşen, imtiyazı bir hedef hâline getiren, hakkı olmayanı “Fırsat” diye adlandıran zihniyet akılsızlıktan beslenir. Buradaki akılsızlık, cehalet değildir; bilerek ve isteyerek sınırı silmektir. Bu insanlar aklı, hakikati tartmak için değil, hileyi rasyonalize etmek için kullanırlar. Bu yüzden servetleri büyür ama muhakemeleri küçülür; çevreleri genişler ama vicdanları daralır.
Aklını vahye teslim eden insan ise hesabını dünya terazisinde tutmaz. O bilir ki hak, kazanılan değil emanet edilendir. Bu idrak, insanı zayıflatmaz; aksine onu nefsin pazarlıklarından korur. Hakkı olmayan hiçbir şeye tevessül etmeyen kişi, kaybetmiş gibi görünse de aslında aklını muhafaza etmiştir. Çünkü aklın en büyük zaafı, hak edilmemiş olana alışmaktır.
Kurnazlıkla başkalarının hakkını gasbeden herkes, zeki olabilir ama aklı zayi olmuştur. Kurnazlık kısa vadede kazandırır; uzun vadede insanı kendine yabancılaştırır. Hak gaspı, yalnızca mağduru değil, faili de eksiltir. İnsan, başkasının hakkıyla beslenmeye başladığında kendi ruhunu aç bırakır.
Aklı başında olan insan, aklını nefsine kiraya vermez. Paraya, makama, şan ve şöhrete esir edilen akıl artık yöneten değil, gerekçe üreten bir aparata dönüşür. Bu yüzden akıllı insan, güce tapmaz; gücün sınırlarını hatırlatır. İtibarı paranın gölgesinde aramaz; paranın ahlâk sınavına girip girmediğine bakar.
Gerçek akıl, sahte itibarları tanır. Kurnazlığı meziyet, talanı başarı, suskunluğu erdem gibi pazarlayanlara itibar etmez. Aksine, bu yapay itibarları ayaklarının altına alır ve yoluna devam eder. Çünkü akıl, alkışa değil, hakikate yönelir.
Ruhlarını menfaatle köreltenlerin, üç kuruşluk çıkar uğruna gerçeği çarpıtma gayretleri; emeği hiçe sayıp yağmayı yücelten tutumları, bir gün kendi rızalarıyla giyindikleri o dar elbiseyi son örtülerine dönüştürecektir. Zira insan, aklını kaybettiği yerde yalnızca ahlâkını değil, geleceğini de ipotek eder.
Akıl; hileyle yükselmeyi değil, hakkıyla ayakta kalmayı seçmektir. Bu seçim, insanın kim olduğunu değil, neye dönüşeceğini belirler.