Aynı Gemide Değiliz: Küresel Enerji Krizinin Kazananları ve Kaybedenleri: Türkiye’nin 4 Kattan Fazla İthalat Artışı

1. Küresel enerji krizlerinde "aynı gemideyiz" söylemi, devasa bir servet transferini gizleyen büyük bir illüzyondur.
2. Krizin faturasını dışa bağımlı ülkeler öderken, tahsilatı ve asıl kazancı her zaman net enerji ihracatçıları yapar.
3. Çin ve Avrupa gibi güçler, devasa yenilenebilir enerji yatırımlarıyla küresel arz şoklarına karşı kendi kalkanlarını çoktan inşa etmiştir.
4. Türkiye’nin son 35 yılda dört kattan fazla artan fosil yakıt ithalatı, ülkenin boynundaki yüzde 70'lik dışa bağımlılık prangasıdır.
5. İthalata dayalı bu çarpık enerji politikası, Türkiye ekonomisindeki cari açığın ve enflasyonun temel kara deliğidir.
6. Türkiye, muazzam potansiyeline rağmen fosil lobileri ve bürokrasi yüzünden güneş enerjisi kapasitesinde dünya ortalamasının da altındadır.
7. Tek gerçekçi çıkış yolu, mağduriyet ezberlerini bırakıp yenilenebilir kaynaklarla gerçek bir ulusal enerji güvenliği kurmaktır.


Medyada yankı bulan tüm dünya kötü etkilenecek masalı yada "aynı gemideyiz" söylemi, enerjideki büyük servet transferini gizleyen bir illüzyondan ibaret. Enerji krizleri eşitlikçi değildir; hazırlıksız olanın cebinden, hazırlıklı olanın veya kaynağı elinde tutanın kasasına doğru devasa bir kamu maliyesi transferidir.

Ortadoğu'da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı üzerindeki daralan jeopolitik çember, küresel enerji piyasalarında beklenen arz şokunu tetiklemiş durumda. Tam da bu noktada, ana akım medyanın megafonu aracılığıyla uluslararası enerji bürokrasisinden tanıdık ezberler duymaya başladık:

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol’un, "Bu kriz devam ederse hiçbir ülke etkilerinden kurtulamaz" şeklindeki demeci, enerji ekonomisinin temel gerçeklerinden kopuk, adeta durumu eşitlemeye çalışan bir zırvadan ibaret.
Açıkça söylemek gerekirse; hayır, herkes kaybetmeyecek. Hatta bazıları çok kazanacak.

Enerji krizleri küresel bir felaket değil, devasa bir servet transferi mekanizmasıdır. Bu krizin faturasını, enerjide dışa bağımlı ve stratejik planlamadan yoksun ülkeler öderken, tahsilatı ABD, Rusya, Norveç gibi net enerji ihracatçıları yapacaktır. Ülkemiz gibi Fosil yakıtlara ve dış tedarike göbekten, çok yüksek bağlı ülkelerin kamu maliyesi çökerken, bu kriz dönemi ihracatçılar için bir altın çağa dönüşecek.

"Yenilenebilir Kalkan" ve Çin-Avrupa Gerçeği:
Peki ya ithalatçı olup da bu krizi hasarsız veya minimum hasarla atlatacaklar?

İşte burada devreye rasyonel mühendislik, uzun vadeli planlama ve gerçek enerji güvenliği giriyor. Örneğin Çin bu krize en hazırlıklı güçlerden biri. Çünkü Çin toplam enerjisinin sadece %25 civarını ithal ediyor. Bizde bu oran 3 katı %75 civarı. Çin'in veya Avrupa Birliği'nin dayanıklılığı sadece stratejik enerji rezervlerinden gelmiyor. Asıl kalkan, yıllardır şebekelerine entegre ettikleri devasa yenilenebilir enerji kapasitesidir.

Bugün sahadaki gerçeklere baktığımızda (bkz. Ember grafik)* tablo çok net: Avustralya, Hollanda ve Almanya, kişi başına düşen kurulu güneş enerjisi kapasitesinde 1.500 Watt sınırına dayanmış durumda. Çin, muazzam nüfusuna rağmen 1.000 Watt'ı aşmış bir ivmeyle yükseliyor.

Ülkemizde ise muazzam engellemeler yüzünden 300 W’tın bile altında. Bu ülkeler, fosil yakıt tedarik zincirleri koptuğunda şalteri indirmemek için güneşten, rüzgardan ve yüksek teknolojili enerji depolama sistemlerinden oluşan kendi kalelerini çoktan inşa ettiler.

Türkiye'nin 35 Yıllık "Başarı" İllüzyonu:
Gelelim madalyonun bizim tarafımıza. Birol'un "hepimiz etkileneceğiz" söylemi, en çok Türkiye gibi enerji politikalarında stratejik büyük yanlışlar yapan ülkelerin yöneticilerini rahatlatıyor. Zira bu söylem, başarısızlığa küresel bir kılıf uyduruyor.

Ancak gerçekler, kişi başına kurulu güneş enerjisi grafiğinin en dibinde, Dünya ortalamasının bile altında yatan o cılız lacivert çizgide saklı. (bkz. grafik)*

• %70’i aşan Pranga: Türkiye'nin enerji ithalatına bağımlılığı %70'i aşmış durumda. Son 35 yılda uygulanan politikalar, dışa bağımlılığı azaltmak bir yana, ülkeyi adeta ithal fosil yakıtların müptelası haline getirdi. Enerji ithalatını oransal %50’den bu hale getirip, miktar olarak da 28 Mtoe’den, 117’ye çıkararak 4 kattan fazla artırmıştır. AB ise son yıllarda süper hızla ilerlediği yenilenebilir sayesinde enerji ithalatını %50 civarına düşürmüştür.

• Kamu Maliyesinde Kara Delik: İthalata dayalı bu sistem, ülkenin cari açığının ve enflasyonunun temel motorudur. Enerji politikası adı altında yürütülen süreç, aslında halkın cebindeki paranın döviz olarak yurt dışına pompalanmasından başka bir şey değildir.

• Güneş Zengini, Güneş Fakiri Ülke: Almanya veya Hollanda'nın güneşlenme sürelerinin çok daha fazlasına sahip olan Türkiye, şebeke altyapısını modernize etmek, lisanssız üretimi tabana yaymak ve ısı pompaları/yeşil hidrojen gibi teknolojilere yatırım yapmak yerine, bürokratik engeller ve ithal kömür/doğalgaz lobileri arasında boğuluyor.

Çözüm Zırvalarda Değil, Yenilenebilirde, Elektrikli Araçlarda, Isı Pompasında, Şebekede:
Medyaya yansıyan "küresel felaket" senaryoları, kendi başarısız enerji politikalarımızı aklamak için kullanılamaz. Bugün ABD LNG ihracatından milyarlar kazanırken, Brezilya ve Norveç hem yenilenebilir hem fosil portföyleriyle gücüne güç katarken, Türkiye'nin dünya gibi "biz de mağduruz" deme lüksü yoktur.

Enerji bağımsızlığı; ithal doğalgazla çalışan santrallerin sayısını artırmakla değil, ülkenin rüzgarını ve güneşini, akıllı şebekeler ve depolama teknolojileriyle ulusal bir güvenlik duvarına dönüştürmekle sağlanır. Son 30 yılın faturasını bugün en ağır şekilde ödüyoruz.

Sonuç olarak, artık gerçeklerle yüzleşip, enerjiyi günübirlik politik bir malzeme olmaktan çıkarıp, rasyonel bir kamu maliyesi ve mühendislik meselesi olarak ele almanın vakti çoktan geçmiştir.

*https://ember-energy.org/data/electricity-data-explorer/

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.