Her gün, bu ülkede binlerce insan aynı soruyu soruyor:
“Benim burada ne işim var?”
En son nerede olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Verilen cevaplar birbirine çok benziyor:
Bir akrabamı ziyarete gidiyordum…
Bir düğündeydim…
Eğlence merkezindeydim…
İş için yoldaydım…
Hastanede yatıyordum…
Evde film izliyordum…
Maça gitmiştim…
Durakta otobüs bekliyordum…
Kâbe’yi tavaf ediyordum…
Şimdi asıl soruya gelelim:
“Burası neresi?”
Cevabı vermeden önce, insanın karşısına çıkan o büyük soruları hatırlayalım:
Rabbin kim?
Dinin ne?
Peygamberin kim?
Kitabın ne?
Kıblen neresi?
Ve insan bir anda idrak ediyor:
Burası… kabir.
Demek ki sıra bana da gelmiş.
Vay be!
Oysa daha yapacak ne çok işim vardı…
Hiç hesabıma katmamıştım sıranın bana geleceğini.
İşte tam bu noktada, hayatın en büyük gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Çünkü kabir, herkes için aynı yer değil.
Sorulara doğru cevap verenler için “cennet bahçelerinden bir bahçe”,
cevap veremeyenler için ise — Allah korusun — “cehennem çukurlarından bir çukur.”
O hâlde durup düşünmek gerekiyor.
Halimize bir çeki düzen vermek gerekiyor.
Cennete giden yolun anahtarları aslında çok karmaşık değil:
İbadetlerini yerine getirmek…
Haramlardan uzak durmak…
Güzel ahlâk sahibi olmak…
Hep söyleriz ya,
Kısacık dünya hayatı için, sonsuz ahiret hayatına yazık etme.
Ne kadar da doğru bir söz.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz buyuruyor ki:
“Sizin saydıklarınıza göre ahiretin bir günü, bu dünyanın bin yılı gibidir.”
(Secde, 5; Hacc, 47)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ise dünya hayatını şöyle anlatıyor:
“Benimle dünyanın hâli, bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip sonra oradan ayrılan yolcu gibidir.”
(Tirmizî, İbn Mâce)
Öyleyse bu kısacık ömürde yapacağımız en önemli şey nedir biliyor musunuz?
Rabbimize karşı dürüst olmak.