Davut KARAAĞAÇ

Davut KARAAĞAÇ

CENAZEYE BAŞI AÇIK ŞEKİLDE KATILMAK

Geçtiğimiz günlerde bir cenazede, başı açık şekilde cami avlusuna girilmesine dair bir sanatçının sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım dikkat çekti. Sanatçı, kutsal mekânlara girerken o inancın hassasiyetlerine riayet edilmesi gerektiğini vurgulayarak, cami adabına dair bir “saygı” çağrısında bulundu.

Paylaşımında, bunun bir inanç dayatması değil, birlikte yaşamanın ve karşılıklı hassasiyetin gereği olduğunu ifade etti; hatta sözlerinin haddini aşmış olabileceğini de ekledi.

Aslında söylenenler yeni değildi. Yıllardır din görevlilerinin kürsülerden, ilim insanlarının yazılarından dile getirdiği bir nezaket ve edep hatırlatmasıydı bu. Fakat dikkat çekici olan, bu sözlerin kim tarafından söylendiği oldu.

Aynı cümleler bir din görevlisinin, bir hocanın ya da sıradan bir dindarın ağzından çıksaydı, muhtemelen bambaşka tepkilerle karşılaşırdı. “Özel hayatımıza karışamazsınız”, “Özgürüz”, “Din Allah ile kul arasındadır”, hatta daha sert ifadelerle “yobazlık”, “geri kafalılık”suçlamaları havada uçuşurdu.

Ne var ki bu kez söz bir sanatçıya aitti. Bir kariyeri, bir itibarı vardı. Bu nedenle ne “başımıza hoca mı kesildin” dendi, ne de sosyal medya linci organize edildi. Sanat camiasından ciddi bir itiraz yükselmedi. Bu durum ister istemez insanı düşündürüyor: Hakikat, söyleyenin unvanına göre mi değer kazanıyor?

Üzülmeli mi, sevinmeli mi, doğrusu karar vermek zor. Bir sanatçının cami adabına dikkat çekmesi elbette sevindirici. Dine ve inananlara saygının hatırlatılması kıymetlidir. Ancak mesele sadece cami ve avlusu ile sınırlı değildir. Din, hayatın yalnızca belirli mekânlarında hatırlanan bir olgu değildir. Sokakta, evde, işte, alışverişte; kısacası hayatın her alanında bir duruş, bir ahlak, bir edep talep eder.

Cami içinde yakışmayan bir hâl, cami dışında da yakışmaz. Dindar olduğunu söyleyen bir kimse için hassasiyet, mekâna ve zamana göre değişmez. İnancın gerektirdiği ölçü, her yerde aynı sorumluluğu taşır. Bu yüzden “bunlar bizimle Allah arasında” denilerek, toplumsal hayatı ilgilendiren dinî edep ve ahlak ilkelerinin tamamen göz ardı edilmesi tutarlı değildir.

Hakikat, kişiye göre değişmez. Doğru, sanatçı tarafından söylendiğinde de doğrudur; bir hoca tarafından dile getirildiğinde de. Sanatçının yaptığı hatırlatma yerindedir, ancak eksiktir. Çünkü din, yalnızca sembolik alanlarda hatırlanıp, hayatın geri kalanında paranteze alınacak bir olgu değildir.

Tepki üretmekle, “adet yerini bulsun” diye itiraz etmekle sahici bir din anlayışı inşa edilemez.

Yıllardır anlatılan şudur: Müslüman olmanın, cemaat olmanın, birlikte yaşamanın bir adabı vardır. Bu adabı hatırlatana bakarak değil, hatırlatılanın hakikatine bakarak değerlendirmek gerekir. Aksi hâlde sorun dinin kendisinde değil, bizim onu algılama ve yaşama biçimimizde kalmaya devam edecektir.

Hatırlatmak istedim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.