Ahmet Şükrü KILIÇ
Hakikatin ama’sı olmaz!
Erich Fromm, Sevgi Sanatı’nda sevgiyi bir duygu hâli olmaktan çıkarır ve onu bilinçli bir duruş olarak tarif eder. Onun cümlesi yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda ahlâkî bir iddiadır:
“Sevgi ama’lı değildir; rağmenlidir. İhtiyaç duyduğumuz için sevmeyiz, sevdiğimiz için ihtiyaç duyarız.” Bu tanım, insanın hakikatle kurduğu ilişkinin de anahtarını verir. Çünkü hakikat de sevgi gibi gerekçelendirilerek ertelenmez; benimsenerek taşınır.
Modern insanın zihinsel konfor alanı çoğu zaman “Ama” ile başlar. Bir hakikati kabul eder gibi yaparız, ardından cümlenin ortasına bir “Fakat” yerleştirir ve geri çekiliriz. Böylece hakikat savunulmuş olmaz, yalnızca törpülenir. “Hakikat doğru ama üslup yanlış”, “Söz yerindeydi fakat zamanlama hatalıydı”, “İfade doğru lakin yöntem sorunlu.” Bu dil, hakikati korumaz; onu askıya alır. Çünkü “Ama”, çoğu zaman bir denge arayışı değil, bir kaçış biçimidir.
Oysa hakikat, nezaketle sınırlı bir alan değildir. Hakikat her zaman düzgün cümlelerle gelmez; bazen serttir, bazen rahatsız edicidir, bazen de inciticidir. Bu sertlik, hakikatin kusuru değildir. Kusur, hakikati örten, onu boğan, onu görünmez kılan tavırlardadır. Hakaretle dillendirilmiş olsa bile, hakikatin yanında durabilmek ahlâkî bir olgunluk ister. “Hakikat ama hakaret olmasaydı” demek, hakikatin değil, kendi konforumuzun yanında durduğumuzu itiraf etmektir. Çünkü “Olmasaydı” ifadesi fiilî bir taraf tutuş değil, ihtimaller üzerinden kurulan sahte bir mesafedir.
Dil yalnızca düşüncenin aracı değil, düşüncenin kendisidir. Sürekli “Ama, fakat, lakin” ile konuşan bir zihin, kararsız bir adalet üretir. Her şeyi bağlamla, tonla ve biçimle tartmaya alışmış bir dil, sonunda hakikati tartamaz hâle gelir. “Her şeye rağmen” demek, her şey için geçerli olabilecek bir cümle değildir. Çünkü “Her şeye rağmen” denilen yerde artık bir bedel ödeme iradesi vardır. Bu irade yoksa kullanılan ifade yalnızca retoriktir.
Adalet, niyet okuması değildir. Adalet, hakikat terazisinde tartı yapabilme cesaretidir. Terazinin bir kefesine sözün biçimini, diğer kefesine sözün hakikatini koyduğumuzda şunu söyleyebilmeliyiz; “Dillendiriliş şekli hatalıdır ama hakikatin cellatları suçludur.” Bu cümle, hem ahlâkî hem de entelektüel bir dengeyi içerir. Üslubu kutsallaştırmadan eleştirir, hakikati de nezakete feda etmez.
Hakikatin dostu, onu güzel söyleyen değil; onu terk etmeyendir. Sevgi nasıl “Ama” ile yaşayamazsa, hakikat de “Fakat” ile savunulamaz. Bir şeyi sevdiğimiz için onun yükünü taşırız; hakikati kabul ettiğimiz için de onun yalnızlığını göze alırız. Geriye kalan her cümle, süslü bir kaçıştan ibarettir.
Hakikat, gerekçelendirilmek için değil, sahiplenilmek için vardır. Sahiplenilen hiçbir şey “Ama” ile başlamaz.