Cem MURAT
İKTİSAT VE AHLAK
Büyük İslam mütefekkirleri, sağlıklı bir toplumun dört temel yapı taşına ihtiyaç duyduğunu tespit etmiştir.
Bu dört temel dayanak şunlardır:
Birincisi âlim: Toplumdaki görevi ışık olmak, aydınlatmaktır. Doğruyu eğriden ayırt eden, nesillere yön gösteren, vicdanın sesini diri tutan kişidir.
İkincisi yönetici: Adaleti tesis etmekle görevlidir. Güçlünün güçsüzü ezmesini engelleyen, hukukun üstünlüğünü koruyan, kamu düzenini sağlayan kişidir.
Üçüncüsü tâcir ve işadamı: Helal ve tayyib üretim yapmakla yükümlüdür. İktisadi hayatın motoru, üretimin ve ticaretin omurgasıdır.
Dördüncüsü kadın: Neslin sağlıklı devamını ve aile kurumunu ayakta tutmakla mükelleftir. 'Yuvayı dişi kuş yapar' sözü bu görevin özüdür.
Bu dört unsur bir arada ve sağlıklı işlediğinde toplum; üretir, büyür, adalet içinde yaşar ve güvenle geleceğe yürür. Biri eksildiğinde ise denge bozulur.
Bu dört temel direkten biri olan İşadamından bahsedeceğim biraz. İşadamı iktisadi sistemin hem motoru hem de sorumlusudur. Bu sorumluluğu yöneticilere yükleyen devletçi sistemler tarihe karışmıştır çünkü devlet üretici değil, düzenleyicidir.
Komünizm, işadamını sistemden çıkararak ataleti üretti. Kapitalizm ise işadamını ahlaktan kopararak huzursuzluğu. Biri ekonomiyi dondurdu, diğeri kanserojen biçimde büyüttü. İkisi de çözdüğünden fazlasını bozdu. Eksik olan şey ikisinde de aynıydı: ahlak.
Allah'ın dünyada kurduğu mesuliyet alanının iki temel direği vardır: Ahlak ve iktisat. Mâneviyat ve maddiyat. Ruh ve beden.
Bu ikili birbirinden ayrılamaz. Beden olmadan ruh mesuliyet alanına giremez; ruh olmadan beden anlamsız bir yüktür. Aynı şekilde ahlaksız iktisat, toplumu beslemez onu tüketir. İktisatsız ahlak ise güzel ama güçsüz kalır; dünyayı dönüştüremez.
İşte bu nedenle 'yüksek ahlak, yüksek teknoloji' formülü sadece bir slogan değil; medeniyetin inşa reçetesidir. Ahlak olmadan kazanılan her servet, eninde sonunda zarara dönüşür. Zengin ülkelerin aynı zamanda en yüksek intihar oranlarına sahip ülkeler olması, maddî gelişmenin tek başına huzur üretmediğinin en çarpıcı kanıtıdır.
İslam tarihinin en güçlü ticaret medeniyetleri, bu dengeyi kurmuş topluluklar tarafından inşa edilmiştir. Hz. Hatice validemiz (r.a.), peygamberimizin eşi olmadan önce devrin en güçlü tüccarlarından biriydi hem serveti hem ahlakı ile. Hz. Peygamber (s.a.v.) de kervan ticareti yaparak hayatın bu boyutunu bizzat yaşamış ve onurlandırmıştır.
İmam-ı Azam yalnızca büyük bir fakih değil, aynı zamanda başarılı bir kumaş tüccarıydı. Fütüvvet ve ahilik teşkilatları, yüzyıllarca hem ticaret ahlakını hem de dayanışmayı zirveye taşımış yapılardır.
Daha çarpıcı bir örnek: Çin'den Endonezya'ya kadar dünyanın dört bir yanına İslam'ı taşıyan Müslüman tüccarlar, bunu kılıçla değil; dürüstlükleri, güvenilirlikleri ve veren elleriyle yapmışlardır. Tüccarın ahlakı, onun en güçlü elçilik belgesi olmuştur.
"Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tacir; peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraberdir." Hz. Peygamber (s.a.v.) [Tirmizî, Büyû 4]
Bugün işadamının sınavı hiç de kolay değil. Küresel rekabet, haksız tekelleşme, finansallaşmış bir ekonomide ayakta kalma mücadelesi, vergi yükü, bürokratik engeller bunların hepsi gerçek. Ama tüm bu zorlukların içinde temel sorumluluk değişmez.
Her yetim, her aç, her muhtaç bu sorumluluk alanının içindedir. Sıcak yataklar, konforlu evler, güzel arabalar hepsi şükür vesilesi nimetlerdir; ama temel mesuliyetler unutularak elde tutulan nimetlerin hesabının çetin olacağı da unutulmamalıdır.
Helal kazanç tek başına yetmez o kazancın nasıl harcanacağı da mesuliyet alanının parçasıdır. Biriktirip yığan değil, paylaşan ahlak; alan el değil, veren el olmak işte bu fark, bir işadamını toplumun dayanağı yapan ya da yıkıcısına dönüştüren çizgidir.
İktisadi nizam, ancak ahlaki nizamın emrine girdiğinde insana huzur verebilir."
Mesele sadece midenin doyması değil, o mideye giren lokmanın helalliği ve paylaşılması ahlakıdır. Bu sebeple iktisat, maddenin manaya boyun eğmesidir.
"Kim Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği nebîler, sıddıklar, şehitler ve sâlihlerle beraber olacaklardır. İşte onlar ne güzel arkadaştırlar!" (Nisa, 69)