Mehmed Sıddık ALADAĞ
İSLAM'DA KADIN TESETTÜRÜN ÖNEMİ
İSLAM'DA KADIN TESETTÜRÜN ÖNEMİ
Tesettür İlahi bir emir olduğunu unutmamalıdır. Tesettür kitab,sünnet, icma-ı ümmet ve kıyası Fukaha ile sabittir. Kadın tesettürü ile ilgili hiç bir yorum ve bahane görmemelidir.
İlahi Emir: Tesettür, Kuran-ı Kerim ayetleri ve Hz. Muhammed’in sünneti ile sabitlenmiş kesin bir dini hüküm ve farzdır.Kulluk Bilinci: Müslüman kadın, örtünme emrini yerine getirerek Allah’a olan teslimiyetini ve itaatini gösterir.
Kadının vücut kısmının bütünü geniş bir örtüyle kapanması farzdır. Kadın pantolonun üstünde tünik giyilmesi veya gömlek giyilmesi Kur'an da ve sünnete aykırıdır. Kadının hem pantolon giymesi ve hemde namaz kılınması çok düşündürücü,garip ve hayret edici bir iş olduğunu diyebiliriz.
İffet ve HAYSİYET: Kadının fiziki güzelliğinden ziyade kişiliği, aklı ve kimliği ile öne çıkmasını sağlar.Mahremiyetin Korunması: Toplumda bireyler arası sınırların korunmasına ve sağlıklı bir sosyal hayatın inşasına katkıda bulunur.Kötülüklerden Korunma: Dışarıdan gelebilecek haksız bakışlara ve zararlı yönelimlere karşı bir kalkan vazifesi görür..
Allah kur anı Kerim'de şöyle buyuruyor:
Ey Âdemoğulları! Şeytan ana ve babanızı kötü yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa, sizi de aldatmasın.” (Araf 27)
Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek bir giysi, bir de giyip süsleneceğiniz bir giysi indirdik. Takva örtüsü ise daha hayırlıdır(Araf 26)
Örtünmenin gayesi başkasının bakışlarından korunmak ve ırzı meşru olmayan cinsel isteklerden sakınmaktır. İnsandaki edep ve haya duygusu örtünmeyi gerektirir.
Ancak mü’min erkek ve kadınların örtünmede asıl gayesi Yüce Allâh’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Çünkü Allahü Teâlâ’nın emir ve yasaklarına uymak bir ibadettir. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden Allah (c.c.), ibadet içinde ve dışında örtünmenin şekil ve sınırlarını da belirlemiştir.
Allah Kadınların örtünmesi konusunda ise şöyle buyurulur:
“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. Zînet yerlerini açmasınlar. Bunlardan kendiliğinden görünen kısmı müstesnadır.
Baş örtülerini yakalarının üstüne koysunlar. Zînet yerlerini kendi kocalarından, kocalarının babalarından, oğullarından, kocalarının oğullarından, kendi erkek kardeşlerinden, kendi kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, kendi kadınlarından, kölelerinden,
erkeklik duygusu kalmayan hizmetçilerden veya henüz kadınların gizli yerlerine müttali olmayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizlemekte oldukları zînetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler! Hepiniz Allâh’a tevbe edin. Umulur ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur süresi 31)
Kur’ana inanmadıkları halde, (Yalnız Kur’an) diyen yalancılarla, On dokuzculuk bâtıl dinine sarılanlar, tesettürü inkâr ediyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Mümin kadınlara söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, görünen kısmı hariç, ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!) [Nur 31]
Bu âyette bazı hususlar açık değil. Mesela kadın, gözünü neden sakınacak, ırzını nasıl koruyacak, ziynetten maksat ne? Kına, sürme mi, altın, gümüş mü, küpe, kolye, bilezik mi? Bu hususlar tam açık değildir, bunlar hadis-i şerifle açıklanarak bildirilmiştir. Allahü teâlâ, (Resule itaat Allah’a itaattir) ve (Sana indirdiğim Kur’anı, anlamaları için insanlara açıkla) buyuruyor. (Nahl 44)
Resulullah efendimizin açıklamaları ile âyetin manası şöyle oluyor:
(Mümin kadınlara söyle, gözlerini [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, [Kolye, küpe, bilezik, kına, sürme gibi] ziynetlerini [ve ziynet taktıkları baş, kulak, kol ve ayaklarını] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31] (Celaleyn, Medarik)
Mecmaul-enhür’deki, (Kadının [yüz ve iki eli hariç] bütün bedeni avrettir) hadis-i şerifi de tesettürü açıklıyor. Hazret-i Esma, ince elbise ile gelince, Resulullah efendimiz baldızına bakmadı. Mübarek yüzünü çevirip (Ya Esma, bir kız, namaz kılacak yaşa gelince, yüz ve iki eli hariç, vücudunu erkeklere gösteremez) buyurdu. (Ebu Davud)
Hazret-i Âişe validemiz de bildiriyor ki:
(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti gelince, emri geciktirmemek için hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler) buyurdu. (Buhari, Nesai) [Hazret-i İbrahim de, sünnet ol emrini geciktirmemek için, bıçak, doktor aramadan, hemen hazırdaki balta ile kendini sünnet etmişti.]
Dinimizde iki çeşit kadın kıyafeti vardır: Hür ve cariye [köle] kıyafeti.
Cariyeler başlarını örtmezlerdi, örtmek zorunda da değillerdi. Kapanma mecburiyeti hür kadınlara idi.
Tesettür âyeti gelmeden önce hür kadınlar da başları açık gezerdi. Münafıklar, cariyelere sarkıntılık ederdi. Bu arada açık olan hür kadınlara da sataşırlardı. Olay duyulunca, (Biz bunu cariye sandık) derlerdi.
Allahü teâlâ, (Hür kadınlar cariyeler gibi giyinmesinler, vücutlarını tamamen örtsünler, böylece cariye olmadıkları da meydana çıksın ve münafık erkekler tarafından da sarkıntıya maruz kalmasınlar) buyurdu.
Bu âyetin meali şöyledir:
(Ey Nebi, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına [dışarı çıkarken] dış elbiselerini giymelerini söyle! Bu, onların tanınıp, eza görmemeleri için en uygun kıyafettir.) [Ahzab 59]
Bazı mezhepsizler, “Hayzdan kesilmiş, yaşlı kadınların saçlarını göstermeleri günah olmaz” diyorlar. Ama Kur’anda mealen buyuruluyor ki:
(Evlenme arzusu kalmayan ihtiyar kadınların ziynetlerini [ziynet yerlerini, baş, kulak, boyun, kol ve ayaklarını] göstermemek şartı ile, dışa giydikleri [manto gibi] elbiselerini çıkarmalarında bir vebal yoktur. Ama sakınmaları daha iyi olur.) [Nur 60]
Dikkat edilirse, kuyumcuda teşhiri, satılması serbest olan ziynetlerin bile kadında olunca, gösterilmesi yasaklanıyor. Müminlerin anneleri için bile, (Siz diğer kadınlar gibi değilsiniz, [yabancılarla] yumuşak konuşmayın, kalbinde fesat bulunanlar, kötü ümide kapılır. Evlerinizde oturun, eski cahiliye kadınları gibi açılıp saçılmayın) buyuruluyor. (Ahzab 32-33)
Bu delillerden sonra, “İslamiyet’te tesettür yok” diyenlerin art niyetli olduklarında şüphe kalmaz.
Not : Öyle bir zaman gelmiştir ki, Adam bile eşine ve kızına pantolon giyme,açık seçik gezme diyemiyor.Kadın işlerde çalışmazsa, işyerin yürümeyeceğinin haberini alıyoruz. Bu ne köstahlık ve nasıl bir müslümanlık aklım bir türlü ermedi.
Bu hususta Kur’an-ı Kerim'de iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(Ahzap 59)
Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”(Nur 31)
Ayetlerde mü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben,
“Ey Esma! Bir kadın âdet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.”(Ebu Davut libas 33)
Demek ki, büluğ çağına gelmiş olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah’ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayndır.
Açmak ise, bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkâr olmakta büyük bir mes’uliyet altına girer. Günahkâr olan kimse, bu günahından kurtulmak için tövbe istiğfar eder, Allah’tan affını diler.
Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar.
İşte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akan cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükafatı ne güzeldir.”(Ali imran 135-136)
Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için, hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır.
Bu husustaki bir hadisin meali şöyle:
“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur’an'da geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu manadadır.”(İbni Mâce züht 29)
“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır.” sözü, mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki,
Bir günahı işlemeye devam eden insan, zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bir cezasının olmayacağına inanmaya, hatta cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider.( Lem'alar s7, Mesnev-i Nuriye, s.115.)
Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamak için, bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek ,insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.