"İran’dan Sonra Sıra Türkiye’de" İddiası Gerçek mi? İşte 4 Kritik Neden!
Jeopolitik analizler ve bölgesel gerilimler artarken, "Sıradaki hedef Türkiye mi?" sorusu gündemi meşgul ediyor. Riyad Salih Mısri’nin analizi, Türkiye'nin neden bir "sonraki durak" olmayacağını çarpıcı askeri ve siyasi verilerle ortaya koyuyor.
Birçok stratejist ve aydın, ABD-İran geriliminin ardından namlunun Türkiye’ye döneceğini iddia etse de sahadaki gerçekler bambaşka bir tablo çiziyor. Türkiye’nin savunma sanayiindeki devrimi ve nükleer güç iması, bölgesel dengeleri yeniden tanımlıyor. İşte Türkiye’nin hedef tahtasına oturtulmasının neden imkansız olduğuna dair 4 temel analiz:
1. İran Meselesi Henüz Kapanmış Değil
"İran’dan sonra" tabiri, sanki bir süreç tamamlanmış gibi yansıtılsa da gerçeklikten uzaktır. ABD’nin önceliği İran’ı karadan işgal etmek değil, askeri sanayisini kontrol altına alacak bir anlaşmaya zorlamaktır. Bölgedeki Amerikan üslerine ve müttefiklerine karşı caydırıcılığını koruyan bir İran varken, sürecin kısa vadede "sıradaki ülkeye" geçmesi askeri mantıkla örtüşmemektedir.
2. Savunma Sanayii Farkı: Akıncı ve Teknolojik Üstünlük
Türkiye, askeri kapasite bakımından İran ile kıyaslanamayacak bir noktadadır. İran füzeleriyle dikkat çekse de Türkiye; İHA/SİHA, elektronik harp sistemleri ve zırhlı araç teknolojilerinde dünya devleri arasına girmiştir.
Unutulmayan Hatırlatma: 19 Mayıs 2024’te İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin helikopter kazasında, İran kendi imkanlarıyla enkaza ulaşamamış; enkazın yerini Türk Bayraktar Akıncı İHA termal görüş sistemleriyle tespit etmiştir. Bu olay, iki ülke arasındaki teknolojik kapasite farkını tüm dünyaya ilan etmiştir.
3. Güçlü Bölgesel İttifaklar: Sünni Bloğu
Türkiye’nin sadece kendi gücüyle değil, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi ülkelerle geliştirdiği stratejik ortaklıklar, bölgede devasa bir ekonomik ve askeri nüfuz alanı oluşturmaktadır. Bu ittifak yapısı, Türkiye’yi doğrudan bir çatışma hedefi olmaktan çıkarıp bölgenin kurucu gücü haline getirmektedir.
4. Hakan Fidan ve Nükleer Silah Sorusu
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın geçtiğimiz dönemde katıldığı bir mülakatta, nükleer silah sorusuna verdiği yanıt (daha doğrusu vermediği ama gülümsediği o an) uluslararası kulislerde büyük yankı uyandırdı.
Bakan Fidan’ın "Türkiye gelecekte nükleer silaha sahip olmalı mı?" sorusuna verdiği o meşhur gülümseme, akıllara şu soruyu getiriyor: "Yoksa Türkiye bu kapasiteye çoktan sahip mi oldu?" Sessiz ama derinden ilerleyen Türk diplomasisi, caydırıcılığın sözde değil özde olduğunu kanıtlıyor.
Sonuç: Anadolu’ya Yaklaşmak Cesaret İster
Sonuç olarak, Türkiye ne ekonomik ne de askeri açıdan İran ile benzer bir kadere sahip değildir. Aksine, kendi teknolojisini üreten, bölgesel ittifaklarını kuran ve nükleer caydırıcılık sinyalleri veren bir Türkiye, herhangi bir saldırı planı öncesinde "bin kez düşünülmesi gereken" bir güçtür.
Yazan : Riyad Salih Mısri (El Yavm gaz.)
Tercüme: Abdülhamid Doğan