İslam Dünyasının Dinmeyen Tartışması: İran Meselesine 'İstikamet' Üzere Bakış

İslam coğrafyasının en karmaşık düğümlerinden biri olan İran ve bölgedeki rolü, bugün her zamankinden daha fazla tartışılıyor. Körü körüne taraftarlık ile toptancı reddediş arasında sıkışan kamuoyu, sağlıklı bir analiz yapma imkanını kaybediyor.

İslam coğrafyasının en karmaşık düğümlerinden biri olan İran ve bölgedeki rolü, bugün her zamankinden daha fazla tartışılıyor. Körü körüne taraftarlık ile toptancı reddediş arasında sıkışan kamuoyu, sağlıklı bir analiz yapma imkanını kaybediyor. Peki, Müslüman bir duruşun bu hassas dengede "istikameti" ne olmalıdır?

Mezhepçilik Değil, Teolojik Gerçekler

Bir meseleyi doğru tartabilmek için kullanılan ölçünün hatasız olması gerekir. İran meselesine bakarken, ne siyasi angajmanlar ne de kontrolsüz mezhep hırsı pusulamız olmamalıdır. Ancak, 14 asırlık tarihi arka planı ve Şia gerçeğini görmezden gelmek, bugünü okumayı imkansız kılar.

Özellikle Kur’an-ı Kerim’de övülen Sahabe efendilerimize ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) aile fertlerine yönelik bazı aşırı yaklaşımlar, Ehl-i Sünnet dünyası için sadece bir farklılık değil, kırmızı çizgidir. Hz. Ayşe (r.anha) validemizin vahiyle tescilli iffetine dil uzatılması, bir "mezhep farkı" değil, doğrudan bir itikat problemidir.

1979 Devrimi’nden Günümüze Kalan Bakiyeler

1979 yılındaki Humeyni devrimi, Türkiye'deki Müslüman camiada başlangıçta büyük bir heyecan uyandırmıştı. Ancak zamanla "Emevi Müslümanlığı" gibi suni kavramlar üzerinden Osmanlı mirasına ve Ehl-i Sünnet omurgasına yöneltilen eleştiriler, bu rüzgarın sanıldığı kadar "vahdet" (birlik) getirmediğini kanıtladı. Geçen on yıllar ve sonuçsuz kalan "Takrib" (yakınlaşma) çabaları, ideolojik ayrışmaların derinliğini bir kez daha ortaya koydu.

Bölgesel Krizler ve İnsani Vicdan Sınavı

Suriye, Irak, Yemen ve Afganistan'da yaşananlar, bugün ideolojik bir tartışmanın çok ötesinde, ağır bir insani maliyet oluşturmuştur.

  • Suriye Gerçeği: Bir milyondan fazla can kaybı ve milyonlarca mülteci.

  • Mazlumun Yanında Durmak: Zulüm kimden gelirse gelsin, mazlumun yanında durmak imanın gereğidir.

  • Yanlış Kahramanlaştırma: Tıpkı Saddam veya Kaddafi örneklerinde olduğu gibi, zalimlerden "İslam kahramanı" üretme refleksi, Müslüman ferasetiyle bağdaşmaz.

Sonuç: İttihad-ı İslam ve Temkinli Duruş

İslam dünyasının kurtuluşu, emperyalizmin veya Siyonizm'in tuzaklarına düşmeden, ancak bölgesel gerçeklere karşı da uyanık kalarak mümkündür.

Bizim duruşumuz nettir: Mazlum halkların yanındayız, fakat ideolojik yayılmacılık uğruna dökülen kanda payı olanlara karşı temkinliyiz. Mümin, aynı delikten iki defa ısırılmamalıdır. Çözüm; tarihle barışık, sahabe mirasına sadık ve feraset sahibi bir birlikteliktedir.

Derleyen: Dr. Sadık TANRIKULU

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.