Son dönemde sosyal medya mecralarında karşımıza çıkan ve İslam'ın özüyle bağdaşmayan "şeytan taşlama" videoları, derin bir hayret ve üzüntü uyandırıyor. İbadetin manevi derinliğini ve usulünü hiçe sayan bu tür görüntüler, maalesef İslam'da yeri olmayan yeni ritüellerin türetilmesine zemin hazırlıyor.
Usulsüz İbadet, İbadet Değildir
İslam’da her ibadetin bir vakti, bir yeri ve bir usulü vardır. Hac ibadetinin en önemli rükünlerinden olan şeytan taşlama, sadece Mina'da, belirli vakitlerde ve belirlenen usullere göre yapılır. Vakfe ve Müzdelife gibi süreçleri yok sayarak, "kendi başına" bir ritüel oluşturmak İslam'ın ruhuna aykırıdır.
Düz duvara cihat aşkı bahanesiyle taş fırlatarak şeytani kovduğunu sanmak, aslında İslam'ın dışındaki bir uygulamayı dinin parçası gibi göstererek sadece "şeytanı sevindirmeye" yarar. Bu durum, sadece bir cehalet örneği değil, aynı zamanda dinimize dışarıdan müdahale edilmesine fırsat tanıyan bir vebaldir.
Akıl, İmandan Ayrı Değildir
Rabbimiz bize düşünmemiz için akıl nimeti bahşetti. Şeytandan korunmanın yolu, insanları itip kakarak veya ezerek gerçekleştirdiğimiz bir taş atma ritüeli değil; bizzat Allah Resulü’nün (s.a.v) öğrettiği Euzübillahimineşşeytanirracim cümlesi, Felak ve Nas surelerinin zikredilmesidir.
Aklını Kur'an ve Sünnet ışığında kullanmayan, başkalarının dolduruşuna gelerek veya sosyal medya etkileşimi uğruna kutsal kavramları istismar edenler, bu dünyada kendi cennetlerini değil, farkında olmadan kendi cehennem ateşlerini yakıyorlar.
İman, Aklın Rehberliğinde Olmalıdır
Unutulmamalıdır ki; aklını kullanamayan, üzerini ilim kisvesi altında cehalet safsatasıyla örten bir iman, sineye yüktür. İslam, ritüellerden ibaret bir şekilcilik değil; aklın, ilmin ve derin bir ihlasın harmanlandığı bir yaşam biçimidir.
Toplum olarak, popüler kültürün ve yanlış yönlendirmelerin etkisiyle İslam'ı yozlaştıran bu tür görüntülere karşı uyanık olmalı, ibadetlerimizi sadece Kur'an ve Resulullah’ın (s.a.v) belirlediği ölçüler dahilinde yaşamalıyız.
Aksi takdirde, "cennete gitme" arzusuyla çıktığımız bu yolculuk, başkalarına malzeme olduğumuz ve İslam’ın asaletine gölge düşürdüğümüz hazin bir hikayeye dönüşür.