MİLLETİMİZ VE DEVLET, SÜBVANSİYONLAR VE KARADENİZ GAZI İLE NASIL BÜYÜK ZARAR ETTİ?

Enerjide En düşük Faturanın (Sübvansiyonların) ve Karadeniz Gazının Bedeli Ekonomiye Ağır Oldu, Oluyor!

-Alternatif Doğru Tercihle Her Yıl Yüzlerce Milyar Kamunun ve Milletimizin Cebinde Kalırdı-

1. 50 Milyar Dolarlık Kaynak Tüketimi Alım Gücünü Eritti

2. Kalıcı Dönüşüm Yerine Kısa Vadeli Siyasi Başarı Öne Çıktı

3. Alternatifi, Sıfır Kamusal Maliyetli PTF Formülü Bütçeyi Korurdu

4. Adil Fiyat Güvencesi Yastık Altı Sermayeyi Üretime Sevk Ederdi

5. Doğru Teşvik Modeliyle Devletin Kasasında 34 Milyar Dolar Kalırdı

6. Yeşil Altyapı Entegrasyonu Yıllık 12 Milyar Dolar Kalıcı Tasarruf Sağlardı

Bir Ekonomik İllüzyonun Anatomisi:
Türkiye, son yıllarda tarihinin en önemli makroekonomik sınavlardan birini veriyor. Sokaktaki vatandaşın hissettiği fiyat artışları, sabit gelirlilerin alım gücünün zorlanması ve Türk Lirası’nın değer kayıpları, aslında uzun vadeli yapısal kararların ve tercih edilen ekonomi-politik modellerin bir yansımasıdır.

Kamuoyunda büyük beklenti oluşturan mega projeler vizyonuyla uygulanan devasa harcamalar, arkasında makroekonomik dengeler açısından yeniden değerlendirilmesi gereken bir tablo bıraktı.

Bu tablonun iki ana arterini; geri dönüşü 15-20 yılı bulan Karadeniz Doğalgazı ve Sondaj Filosu yatırımları (enerji sektörü analizlerinde projenin toplam yatırım maliyeti 10 milyar dolar civarı, resmi rakam açıklanmadı ancak Üst düzey BOTAŞ yetkilisi Pahalıya mal olduğunu basına beyan etti) ile bütçeden doğrudan tüketime harcanan Enerji Sübvansiyonları (40 milyar doları aşan) oluşturuyor.

Toplamda 50 milyar Doları aşan ve doğrudan kalıcı tasarruf ile verimlilik altyapısına aktarılması halinde ülkeyi enerjide önemli derecede bağımsız kılabilecek bu büyük finansal kurşun, ne yazık ki kısa vadeli fiyat baskılarını erteleme uğruna tüketildi.

Peki, makroekonomik dengeleri ve milletimizin satın alma gücünü doğrudan etkileyen bu süreçteki kararlar nasıl şekillendi ve bu tercihin somut bilançosu bize neyi göstermektedir? Siyaset kurumu, bürokrasi ve piyasa aktörleri arasındaki bu dengeleri ve iki model arasındaki gelir-gider hesaplarını objektif bir şekilde masaya yatırıyoruz.

1. Sistematik Tercihlerin Yönetimi: Karar Alıcılar ve Sorumluluk Ağı:
Bu büyüklükteki bir makroekonomik dönüşüm tek bir merkezin kararı değildir; küresel dinamiklerin, bürokratik reflekslerin ve siyasi önceliklerin kesiştiği ortak bir mekanizma söz konusudur:

Risk Almaktan Kaçınan Bürokratik Yapı: Gelire göre filtrelenmiş adil bir dijital yardım ağı kurarak kaynakları verimli harcamak yerine, "herkese enerjiyi suni olarak ucuzlatma" gibi operasyonel olarak kolay bir yöntemi seçen; enflasyon sepetini düşük göstererek memur ve emekli maaşlarının satın alma gücünü (SGP) son 10 yılda %20 civarında eriten yüksek bürokratik reflekstir.

• Kısa Vadeli Başarılara Odaklanan Siyaset Kurumu: Yapısal ve tabana yayılan kalıcı bir temiz enerji dönüşümünün meyvelerini beklemek yerine; amortisman süresi çok uzun, karbonlu bir enerji türü için sondaj gemilerini kamuoyunda hızlı ve somut bir "başarı hikayesi" oluşturma dürtüsüyle önceliklendiren siyasi tercihlerdir.

• Mevcut Statükodan Beslenen İç ve Dış Lobiler: Devletin bütçeden ödediği sübvansiyonlar sayesinde ticari riskleri sıfırlanan içerideki geleneksel kirli enerji holdingleri ile Türkiye borçlanma ihtiyacı duydukça yüksek faizle kaynak sağlayan küresel finans odakları ve pazarlarını koruyan fosil yakıt ihraç eden (Rusya, ABD vb.) ülkelerdir.

2. İki Modelin Makroekonomik Karşılaştırması: Mevcut Politika vs. Halk Tabanlı Yeşil Model
Eğer devlet, parayı dipsiz bir kuyu olan tüketim sübvansiyonlarına harcamak yerine; hibe vermeden, sadece "Çatı GES'lerin ürettiği fazla elektriği, Piyasa Takas Fiyatının (PTF) %90'ı oranında bir fiyattan alım garantisi" ile destekleseydi ve teşvikleri bu yöne kaydırsaydı hem devlet hem de milletimiz kazanacaktı:

A) Devlet Açısından Gelir / Gider Dengesi:
• Mevcut Politikada Devletin Kasası: 40 milyar Dolar civarı tüketim sübvansiyonlarına gitti. 10 milyar Dolar civarı Karadeniz gazı sahasına yatırıldı. Toplamda ~50 milyar Dolar kamusal sermaye tüketim odaklı harcandı. Bu harcamaları fonlamak için içeride ve dışarıda borçlanmaya gidildi, bütçe dengesi zorlandı ve yüksek faiz yükü altına girildi. Bu bütçe açıklarını kapatma ihtiyacı, dolaylı vergilerin (KDV/ÖTV) artmasına ve iç piyasanın tıkanmasına yol açtı.

Önerilen PTF Odaklı Modelde Devletin Kasası: Doğrudan ilk yatırım gideri Sıfır (0) Dolar olacaktı; çünkü yatırımı tamamen halk kendi birikimiyle yapacaktı. Devletin sunduğu "PTF'nin %90'ı oranında fazla enerji alım garantisi" piyasa fiyatlarına endeksli olduğu için bütçeye öngörülemez bir yük getirmeyecek, aksine devlet serbest piyasa fiyatının altında (%10 daha ucuza) temiz enerji satın almış olacaktı.

Devlet sadece 2 milyon ısı pompası için %30 civarı hibe desteği (cihaz başı ortalama 3.000 Dolar destek ile toplam 6 milyar Dolar) ve zenginler dahil herkes yerine gerçek ihtiyaç sahiplerinin faturaları için doğrudan sosyal yardım (10 milyar Dolar) harcayabilirdi.

Bu durumda 50 milyar dolarlık bütçenin 34 milyar doları devletin kasasında kalacaktı. Üstelik, önü açılan elektrikli araç (EV) pazarından ve yeşil sanayiden milyarlarca dolar taze ÖTV/KDV vergi geliri toplanacaktı.

B) Millet (Hanehalkı ve Sanayici) Açısından Durum:

• Mevcut Politikada Milletin Durumu: Faturalar kısa vadede kağıt üzerinde ucuzlatıldı, ancak bütçe açığının yarattığı enflasyon ve kur baskıları yüzünden memurun, işçinin alım gücü (SGP) geriledi. Yastık altındaki altın ve döviz ekonomiye kazandırılamadığı için atıl kaldı. Doğalgaz suni olarak ucuz tutulduğu için kimse ısı pompası veya yalıtım yatırımı yapmadı, kaynak israfı sürdü.

• Önerilen PTF Odaklı Modelde Milletin Kazancı: Halk, bankada veya yastık altında duran atıl birikimini (altın, döviz, TL) koşa koşa kendi çatısına GES kurmak için harcardı; çünkü ürettiği fazla elektriği PTF'nin %90'ı gibi çok adil ve piyasa koşullarına göre korunaklı bir fiyattan devlete satabileceğini bilirdi. Bu durum, yastık altı tasarrufları doğrudan üretime dönüştüren harika bir yatırım enstrümanı haline gelirdi.

Toplamda yılda 15-20 milyar dolarlık halk tasarrufu sisteme akardı. Doğalgaz gerçek değerine çıkınca, devletin %30 hibesini alan 2 milyon hane hızla ısı pompasına geçerdi. Çatıdaki GES ile ısı pompası birleştiğinde, hanelerin enerji faturası ömür boyu sıfırlanırdı. Yatırım kendini 5 yılda amorti eder, kalan 25-30 yıl vatandaşa net kâr kalırdı.

Sonuç: Bu İllüzyonu Milletçe Sorgulamak Zorundayız!
Ortaya koyduğumuz makroekonomik gelir-gider dengesi, Türkiye'nin elindeki tarihi bir finansal gücü nasıl daha verimli kullanabileceğinin matematiksel kanıtıdır. Kurgusu tamamen devletin kasasını koruyan, halkın kendi birikimini (altın, döviz) piyasa dostu bir mekanizmayla (PTF %90 alım garantisiyle) üretime sevk eden ve ülkeyi faiz sarmalından kurtaran bir ekonomik bağımsızlık reçetesi masadayken; neden 50 milyar dolarımız tüketimi fonlamaya ve fosil yakıtlara gömüldü?

Çünkü ülkemizde alınan kararlar, ne yazık ki rasyonel ve şeffaf bir şekilde tartışılmak yerine, sıklıkla mistik bir "Devlet Aklı" ambalajı arkasına gizlenerek sorgulanamaz hale getirilmekte, gerçek makroekonomik maliyetler perdelenmektedir. Bürokrasi operasyonel hantallığını, siyaset ise kısa vadeli toplumsal memnuniyet arayışını bu kurumsal dokunulmazlık zırhının altında meşrulaştırmıştır.

Millet ve yetkililer olarak bu sistemi sorgulamak, rasyonel alternatifleri kamusal alanda daha gür sesle tartışmak zorundayız. Türkiye'nin geleceği dogmatik yaklaşımlarda değil; bilime, şeffaflığa, serbest piyasa rasyonalitesine, adil bölüşüme dayalı ve toplumuna hesap veren dinamik bir yönetim mekanizmasındadır.

Faturayı her ay eriyen maaşıyla ödeyen Türkiye milleti, çok daha verimli ve sürdürülebilir bir enerji ve ekonomi modelini hak etmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.