Prof. Dr. Mustafa ALICI
KERBELA: Bir Dünya Zulüm Karşısında Tek Bir Klas Duruş
Tarih, güç devşirenlerin, saraylarda sahte ihtişam üretenlerin değil; inandığı değerler uğruna tek başına da kalsa eğilmeyenlerin omuzlarında yükselir. İşte bu yüzden Kerbela, yalnızca kronolojik bir takvim yaprağı ya da geçmişte yaşanıp bitmiş bir matem zinciri değildir. Kerbela; çağları aşan bir şuur, yeryüzünün gördüğü en organize zulüm ordusuna karşı sergilenen o asil ve "klas" duruşun adıdır.
Bu duruşun mimarı ise şüphesiz Hz. Hüseyin’dir (r.a.).
İki Karakter, İki Sonsuz Yol: Hüseyin ve Yezid
Hz. Hüseyin, tarihteki tüm peygamberlerin batıl karşısındaki kıyamını, o derin ve çileli hicretini ruhunda taşıyan devrimci bir özettir. O, ahlaki tevhid mücadelesiyle Hz. İbrahim; zalim firavunların bükülmez sandığı bileği kıran duruşuyla Hz. Musa; devasa bir gurur ve kibir abidesinin karşısına dikilen Hz. Davud’dur. Hayata ve hakikate adanmışlığıyla Hz. İsa, ümmetine rehber olan şefkat ve rahmetiyle ise bizzat ceddi Muhammed Mustafa’dır (s.a.v.).
Hüseyin demek; tertemiz bir fıtrat, zalime karşı cihat, mazluma nefes olmak demektir. Müslümandan beklenen o dik ve tavizsiz tavrın cisimleşmiş halidir o. Şefkatle bükülen bir "Vav"ı, adaletin sembolü şedid bir "Elif"e dönüştürmektir. Canı pahasına ilkeleri korumak, susuzluktan kavrulsa da biat etmemek, sırtına saplanan oklara rağmen kıyamda kalmaktır.
Madalyonun diğer yüzünde ise hırsın, kötülüğün ve çirkinliğin emredici amiri Yezid durmaktadır. Yezid; şerrin, kirli emellerin ve hain pusu kültürünün birleştiği bir merkezdir. Doymak bilmeyen koltuk sevdasıyla çalmayı, öldürmeyi, çapulculuğu meşru gören; kutsal olan ne varsa tüketmek isteyen haksız bir gücün adıdır. Hz. Hüseyin ne kadar adaletin keskin kılıcıysa, Yezid de Kabil’den devraldığı mirasla masumiyeti katleden bir eldir.
İşte bu yüzden, zamandan ve mekandan bağımsız olarak: Her kötü bir Yezid, Hüseyin ise hep İYİ'dir.
Ümmetin Paramparça Bedeni ve Aşılmayan Sınır
Bugün İslam coğrafyasına baktığımızda gördüğümüz o dağınık manzara, Kerbela’daki o acı tablonun günümüze vuran aksidir.
Hz. Hüseyin’in mübarek başı Mısır’da, makam kabri Medine’de, kesik bedeni ise Kerbela'dadır.
Aslında bu parçalanmışlık, ümmetin de hal-i pürmelalini özetler. Liderlik ve imamet peşinde koşanlar bugün başsız kalmış, "asıl gövde biziz" diyenler ise ruhtan ve esastan mahrum bir şekilde gövdesiz yürümektedir. Hz. Hüseyin, gövdeden ayrılan köksüzlere cihanşümul bir baş; baştan kopan fikirlere ise sığınılacak sapasağlam bir gövdedir.
Peki, ya Yezid?
O, ne tarihin şerefli sayfalarında ne de vicdan sahibi tek bir yürekte kendine yer bulabilmiştir. Yezid; her zamanda var olan bir kötülük tohumudur ama asil ruhların gözünde hiçbir zaman, hiçbir yerde tutunamayacak bir zavallılıktan ibarettir.