Mehmed Sıddık ALADAĞ

Mehmed Sıddık ALADAĞ

KIYAMET GÜNÜ CESEDİN RUH İLE MÜCADELESİ

Kıyamet gününde âsîlerin ruhları, cesetleriyle mücadele edecektir. “O gün herkes kendi nefsi için mücadelede bulunur…” meâlindeki, Nahl Sûresi’nin 111. âyet-i celîlesinin tefsirinde İbn-i Abbâs radıyallâhü anh Hazretleri şöyle buyurmuştur:

Kıyamet gününde azâba ve cezaya dûçâr olanlar, birbirleriyle devamlı mücadele ederler. Hattâ ruhları, kendi cesetleriyle de münakaşa eder ve ruhu der ki:

“Yâ Rabbi! Cesedi sen yarattın. Ondan evvel benim el, ayak, göz, kulak gibi uzuvlarım yoktu. Sana isyan olan husûslara el uzatmadım, ayak basmadım, görmedim, işitmedim, tasavvur etmedim.

Sen, benim bu cesede girmemi emrettin. Ben de girdikten sonra bu masiyeti (günahı) işledim. İşte buna bu ceset sebep oldu. Azâbı ve cezayı ona ver de beni bu azâptan kurtar!”

Ceset de der ki:
“Yâ Rabbi! Sen beni yarattığında ben, kuru bir ağaç gibi idim, harekete kudretim yoktu, günaha el uzatamazdım, isyan olan şeyi göremez, işitemez, ona yürüyemezdim.

Vaktâki bana bu can geldiğinde lisânım konuştu, gözüm gördü, ayağım yürüdü. Binâenaleyh bütün günahlara da bu can sebep oldu. Azâbı sırf ona ver de beni bu azâptan kurtar!”

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, şu misâli îrâd buyurarak onları cevaptan âciz bırakır:

Sizin hâliniz şuna benzer: Bir âmâ ve bir kötürüm, bir bahçeye girip meyvesinden çalmak istediklerinde kötürüm, âmâya, Beni sırtına al da şu bahçeye gidelim’ dese, sonra kötürüm, âmânın sırtına binip meyve çalsalar, hangisi cezaya müstehak olur? Bu hâlde ikisi de cezayı hak etmiş olur, değil mi? İşte, bir günah işlemekte ikisinin müdahalesi olduğundan azâpta da müşterek olurlar. Eğer hayır işleseydiler, hayırda ortak olacaklardır.

اَلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلٰٓى اَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَٓا اَيْد۪يهِمْ وَتَشْهَدُ اَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ﴿٦٥﴾
Yâsîn Suresi, 65. Ayet: "O gün onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.

Bu ayet kıyamet gününde bütün organlar şahitlik yapacağını bildiriyor.

Ağızların Mühürlenmesi:
İnsanın mahşer yerinde yalan söyleyerek, inkâr ederek veya suçunu gizleyerek kendisini savunmasına izin verilmeyeceğini, ağızların mühürleneceğini bildiriyor.

Ellerin Konuşması:
Dünyada yapılan işlerin, haramların veya hayırların eller vasıtasıyla tek tek anlatılacağını.

Ayakların Şahitlik Etmesi:
Ayakların hangi yollara yürüdüğünü, günaha veya kötülüğe doğru nasıl adım attığını şahit olarak bildireceğini bildiriyor

Ömer Çelik şöyle tefsir etmiştir:
Cenâb-ı Hakk’ın mahşer yerindeki bu şiddetli tehdidi karşısında münkirler, bir mazeret uydurup kendilerini savunmaya çalışacakları sırada, ağızları mühürlenecek, azaları konuşmaya başlayacaktır. Burada kişinin neler yaptığını ellerinin konuşacağı, ayaklarının da buna şâhitlik yapacağı haber veriliyor. Fussilet sûresinde ise bu hususta şöyle buyrulur:

Nihâyet ateşin karşısına geldiklerinde kendi kulakları, gözleri ve derileri, vaktiyle işledikleri bütün kötülükleri söyleyip onların aleyhinde şâhitlik edecekler. Derilerine öfke ve hayretle: «Niçin aleyhimizde şâhitlik ediyorsunuz?» diye çıkışacaklar.

Derileri ise: «Ne yapalım; her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi başlangıçta yaratan O idi; yine O’na dönüyorsunuz» diye cevap verecekler. Oysa siz, vaktiyle günahlara dalarken kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin bir gün aleyhinizde şâhitlik yapacağından çekinmiyordunuz. Üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz. (Fussılet 41/20-22)

Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:
Resûlullah (s.a.s.)’in huzurunda idik, tebessüm buyurdu. Sonra: “Niçin güldüğümü biliyor mu­sunuz?” diye sordu. Biz: “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedik. Şöyle buyur­du:

Kulun Rabbine hitabından dolayı tebessüm ettim. O: «Ey Rabbim! Sen beni zu­lümden alıkoymadın mı?» der. Yüce Rab: «Evet» buyurur. Bu sefer kul: Ben kendime karşı ancak kendimden olan şahidi kabul ederim der. Bunun üzerine yüce Allah: «Bugün sana karşı şâhit olarak kendin yetersin. Şâhitler olarak da kirâmen katibîn melekleri yeter» buyurur.”

Efendimiz devamla buyurdu ki: “Allah o kişinin ağzına mü­hür vurur ve bu sefer azalarına konuş denilir. Azaları yaptıkları işleri söyler. Sonra onu konuşmak üzere serbest bırakır. Kul der ki: Benden uzak olun, benden uzak olun. Ben sizin için mücadele edip duruyordum. (Müslim, Zühd 17)

Bir diğer rivayete göre, sonra Allah ona: “Şimdi biz sana karşı şahidi­mizi göndereceğiz” buyurur. O kendi kendisine benim aleyhime kim şâhitlik edecek diye düşünürken, ağzına mühür vurulur ve baldırına, etine, kemiklerine konuşmaları emredilir.

Baldırı, eti, kemikleri yaptıklarını söylerler. Bunun böyle olma­sının sebebi ise kendi nefsinden şâhitler dolayısıyla ileri sürebileceği bir ma­zeretinin bırakılmamasıdır…” (Müslim, Zühd 16)

Açıklama:

İbn Abbas'ın bu açıklaması, kıyamet gününde günahkâr (âsî) insanın ruh ile beden (ceset) arasında yaşayacağı ilginç ve kaçınılmaz savunma savaşını anlatır.

1-Ruhun Savunması:
Ruh, Yüce Allah'a hitaben kendisinin aslen eli, ayağı ve gözü olmadığını, bu organları ve günah işleme aracını kendisine Allah'ın verdiği bedenin sağladığını söyler. Suçu bedene yükleyip azabın bedene verilmesini talep eder.

2-Bedenin Savunması:
Beden ise kendisinin ruh gelmeden önce cansız ve hareketsiz olduğunu, ruh içine girdikten sonra hareket kazandığını ve günahları ruhun iradesiyle işlediğini savunur.

Âyetin Temel Mesajı

3-Yalnızlık ve Çaresizlik:
Nahl Sûresi 111. âyette belirtilen "O gün herkes kendi nefsi için mücadelede bulunur" ifadesi, mahşer yerinde kimsenin başkasını kurtaramayacağını, insanın kendi canını ve hesabını kurtarmak için en yakın parçası olan bedeniyle bile kavga edecek kadar büyük bir telaş ve adalet içinde olacağını gösterir..

4-Eksiksiz Adalet:
Hiç kimseye haksızlık edilmez; ruh ve beden o ortak günahın gerçeğini ve sorumluluğunu mahşerde tastamam yaşar. Göz, kulak, kaşlar,kirpikler, el, ayak, dil, dudaklar,oturduğun ev, park duvar,yer,güneş ay ve hatta cinsel organı bile kiyamet gününde şahitlik yapacaktır. Allah cümlemize hayırlı amel nasip eylesin...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.