Şinasi KARA
Uluslararası Hukuk Mu, Orman Kanunu Mu? ABD ve "Delinen Örümcek Ağları"
Uluslararası sistemin temelleri, İkinci Dünya Savaşı’nın dumanı tüterken Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ile atıldı. Hedef belliydi: Kaosu durdurmak ve adaleti tesis etmek. Ancak aradan geçen onca yıla rağmen görüyoruz ki; kâğıt üzerindeki o kurallar "herkes" için geçerli değil. Bugün dünya siyaseti, Konfüçyüs’ün 2400 yıl önce kurduğu o meşhur metaforun gölgesinde: "Hukuk kuralları örümcek ağı gibidir; zayıflar takılır, güçlüler delip geçer."
Güçlünün Hukuku, Zayıfın Prangası
Uluslararası hukukun modern dünyadaki en büyük açmazı, BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) dokunulmazlığıdır. Özellikle ABD’nin son dönemdeki dış politika hamleleri, hukukun üstünlüğünden ziyade "gücün üstünlüğünü" bir bayrak gibi sallıyor.
Kanada’dan Grönland’a: Tehdit ve İlhak Söylemleri
ABD'nin komşularıyla ve müttefikleriyle olan ilişkisi, artık diplomatik nezaketten öte "eyaletleştirme" tehditlerine dönüşmüş durumda. Başkan Trump döneminde Kanada’ya yönelik sarf edilen sert ifadeler, iki ülke arasındaki turizmi ve ticareti baltalamakla kalmadı; Kanada’yı Çin gibi alternatif güç odaklarına itti.
Benzer bir durum Grönland meselesinde de yaşandı. Danimarka’nın toprak bütünlüğünü hiçe sayan ilhak söylemleri, Avrupa Birliği’ni ayağa kaldırsa da sonuç değişmedi: Kuvvet, diplomasiyi esir aldı. Danimarka, egemenlik haklarını korumaya çalışırken kendini ABD üslerine sınırsız imtiyaz tanırken buldu.
Egemenlik İhlalleri: Venezuela ve İran Örnekleri
Uluslararası hukuk, egemen bir devletin başkanının bir başka devlet tarafından derdest edilip kaçırılmasını tanımaz. Ancak ABD, Monroe Doktrini’ni bir kalkan olarak kullanarak Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kendi yatak odasından alıp yargılama cüretini gösterebiliyor.
İran cephesinde ise durum daha vahim. Petrol kaynakları üzerindeki iştah, "nükleer risk" bahanesiyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bugün İran’ın "ABD ile anlaşma yapmanın bir anlamı yok, çünkü sözlerinde durmuyorlar" tezi, uluslararası kamuoyunda maalesef rasyonel bir karşılık buluyor.
Hürmüz Boğazı ve Küresel Ticaretin Engellenmesi
Coğrafi olarak bölgeye 10 bin kilometre uzakta olan bir gücün, Hürmüz Boğazı’nı kapatma girişimi ne serbest ticaret ilkelerine ne de deniz hukukuna sığar. Bu hamleler, sadece ilgili ülkeleri değil, tüm dünya ekonomisini ve halklarını doğrudan tehdit eden birer istikrarsızlık kaynağıdır.
Sonuç: Kaosa Sürüklenen Bir Dünya
Uluslararası hukuku hiçe sayan, "ben yaptım oldu" mantığıyla hareket eden bir yönetim anlayışı, sadece Amerikan halkına değil, tüm insanlığa zarar veriyor. Eğer hukuk, sadece zayıfları terbiye etmek için kullanılan bir sopa olmaya devam ederse; dünya, adaletin değil, terörize edilmiş bir diplomasinin pençesinden kurtulamayacaktır.