Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

Ekonomi bir teknik alan değil bir düzen kurma ahlâkıdır

Babam esnaftı. Bu yüzden ekonomiyle tanışmam kitaplardan önce hayatın içinden oldu. Çocuk yaşta ticaretin ne demek olduğunu, paranın nasıl kazanıldığını ve nasıl harcandığını gördüm. Bakkaldan alınan bir gaz lambasının para üstü, dükkânın akşam kasası, veresiye defteri ve hesap tutma alışkanlığı; bana ekonominin önce bir ahlâk meselesi olduğunu öğretti. O dünyada hesap, yalnızca rakamlarla değil; güvenle, sözle ve itibarla yapılırdı.

Gençlik yıllarımda Konya Ticaret Odası’nda iki yıl basın müşavirliği yaptım. Bu dönem, ekonomiyi gündelik sezgiden çıkarıp kavramsal bir dile taşıdı. TEFE ve TÜFE’yi ilk kez orada öğrendim. Hazırladığımız raporlar, konuşma metinleri ve değerlendirme notları; beni ekonomi kavramlarıyla tanıştırdı. Ama bu tanışıklık kuru bir teknik bilgi değildi. Rakamların ardında duran üretimi, emeği, fiyat davranışlarını ve beklentileri okumayı öğretti. Ekonomi, o günlerde zihnimde ilk kez bir düzen meselesi olarak yer etti.

2001 krizi ise bu düzenin ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi. O güne kadar bakkaldan para üstü almak kadar doğal görünen hesap kitap işleri, bir anda “Disiplin ekonomisi” kavramıyla birlikte yazı dilimize ve düşünce dünyamıza girdi. Kriz, ekonominin yalnızca büyüme rakamlarından ibaret olmadığını; kuralın, tutarlılığın ve güvenin olmadığı yerde her şeyin çözülebileceğini gösterdi. Disiplin, ilk kez o dönemde bir zorunluluk değil; bir ahlâk biçimi olarak belirdi.

Bu yazı, ekonomiyi teknik bir uzmanlık alanı gibi değil; toplumsal bir düzen kurma biçimi olarak ele alan bir serinin girişidir. Çünkü hayat bana öğretti ki, ekonomi, yalnızca sayılarla yürümüyor. Sözle, güvenle, kuralla ve süreklilikle yürüyor. Hesap yapılabilir ama hesap verilebilirlik yoksa düzen kurulamıyor. Bu nedenle aşağıdaki başlıklarla ilerleyecek seri, bir politika notu değil; bir istikrar ahlâkı tartışmasıdır.

Serinin başlıkları şunlardır:

1. Sorunun adı disiplin açığı mı, güven açığı mı

2. Kural temelli devlet ve “Önceden ilan edilmiş oyun”

3. Merkez Bankası ve hazine söz birliği, rol ayrımı

4. Sosyal diyalog mimarisi devlet-işveren-çalışan masası

5. Ücret-verimlilik-enflasyon bağını kuran sözleşme düzeni

6. Teşvik devleti rantı değil üretkenliği ödüllendirme

7. Hukuk, denetim ve veri şeffaflık istikrarın dili

8. Gönüllü güven ve istikrar ahlakı nasıl oluşur

Bu başlıklar, birbirinden kopuk öneriler değil; aynı fikrin farklı yüzleridir. Disiplinin güven olmadan baskıya dönüştüğünü, güvenin kural olmadan temenniye dönüştüğünü, istikrarın ise ancak adalet duygusuyla kalıcılaştığını birlikte gösterecekler. Çünkü ekonomi en sonunda tek bir soru sorar:

“Yarın da bugün söylediğimiz sözler geçerli olacak mı?”

Bu soruya ikna edici bir cevap veremeyen hiçbir düzen, kalıcı refah üretemez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.