Ahmet Şükrü KILIÇ

Ahmet Şükrü KILIÇ

İman Neden Harekete Dönüşmüyor? Bilmek ile Olmak Arasındaki Uçurum

Günümüz insanının en büyük trajedisi, heybesinde taşıdığı bilginin ağırlığı altında ezilirken, o bilgiyi hayatına kılavuz yapacak adımı bir türlü atamamasıdır. İman; yalnızca zihinsel bir tasdik, kalbi bir hoşnutluk mudur? Yoksa varlığın en derininden süzülüp eyleme dökülen bir yaşam biçimi mi? Bugün inanç ile fiil, düşünce ile eylem arasındaki o kadim bağın neden zayıfladığını sorgulama vaktidir.

Bilgi Dağları Arasında Kaybolan İrade

Modern çağda bilgiye erişim hiç olmadığı kadar kolay, ancak o bilgiyi ahlaka ve eyleme dönüştürecek irade hiç olmadığı kadar zayıf. Hakikati kavramak ile ona göre yaşamak arasındaki mesafe açıldıkça, karşımıza "bilinç biriktiren ama yönünü tayin edemeyen" bir insan tipi çıkıyor.

Epistemolojik bir kırılma yaşıyoruz: Bilgi artık insanı dönüştürmüyor. Çünkü bilgi, teslimiyetle buluşmadığı sürece sadece zihinsel bir dekor olarak kalıyor. İman, insanın varoluşsal bir mevzi almasıdır; oysa biz bugün mevzi almak yerine, hakikatin etrafında sadece tur atmayı tercih ediyoruz.

Konfor Sığınağı ve Erteleme Hastalığı

İman ile eylem arasındaki kopuşun en somut engeli, modern insanın kutsalı haline gelen **"konfor"**dur. Konfor artık sadece fiziksel bir rahatlık değil; zihinsel ve ahlaki bir sığınaktır.

  • Eyleme geçmek, bedel ödemeyi gerektirir.

  • Hakikati yaşamak, alışkanlıklardan vazgeçmeyi zorunlu kılar.

  • İnandığını savunmak, yalnız kalmayı göze almaktır.

İnsan, sahip olduklarını kaybetme korkusuyla hakikatin gerektirdiği adımı sürekli erteler. Bu erteleme zamanla bir karaktere dönüşür ve sonunda kişi, değerlerini yaşamak yerine o değerleri yaşamamanın mazeretlerini üretmeye başlar.

Korkuyu mu Merkeze Alıyoruz, İnancı mı?

Kaybetme ihtimali, dışlanma korkusu ve gelecek kaygısı... Bunlar her insanın kapısını çalan insani duygulardır. Fakat mesele, bu korkuların nerede durduğudur. İnsan ya korkularını merkeze alıp inancını ona göre sınırlandırır ya da inancını merkeze alıp korkularını aşar. Bu tercih, kişinin sadece dindarlığını değil, doğrudan kimliğini belirler.

Sözün Ağırlığını Kaybetmesi: İçsel Yabancılaşma

Söylediğimiz ile yaşadığımız arasındaki uçurum büyüdükçe, sadece başkalarına karşı inandırıcılığımızı değil, kendi iç bütünlüğümüzü de kaybediyoruz. Bu bir tür içsel yabancılaşmadır. Kendi hakikatine yabancılaşan bir ruhun, başkasına söyleyeceği sözün bir ağırlığı kalmaz. İman bir iddia değildir; iman, hayatın her anında girilen bir imtihandır. Arzu ve alışkanlıklarıyla yüzleşmeyen birinin inancı, onu dönüştüren bir güç değil, sadece kendini teselli eden bir düşüncedir.

Sonuç: İman Bir Yöneliştir

Hakikat, insanı kalabalığın sahte konforundan çıkarır ve onu kendi gerçeğiyle baş başa bırakır. Direniş zihinde başlar, eylemle somutlaşır. Eğer inanç, insanın hayatına bir yön, bir hareket ve bir karakter katmıyorsa; o inanç artık bir "yaşam pınarı" değil, sadece dilde asılı kalmış bir sözcüktür.

Unutmayalım; insan inandığını hayatına taşıdığı ölçüde kendisi olur. Aksi takdirde, inanç ile hayat arasına giren her mesafe, bizi kendi içimizde parçalamaya devam edecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.