Ahmet Şükrü KILIÇ
İradenin suskunluğu ve Konya’nın vicdanı
Bir şehrin imajı, tabelalara asılan reklamlarla çizilmez; sokak aralarında fısıldanan korkularla, kahvehanelerde yarım bırakılan cümlelerle, gazetelerde eksik bırakılan başlıklarla çizilir. Konya’nın üzerinde dolaşan asıl mesele birkaç ismin çokluğu değil; geri kalanların yokluğudur. Aynı yüzler, aynı çevreler, aynı çıkar ağları… Şehrin kaderi dar bir masanın etrafında konuşuluyor izlenimi veriyorsa, orada mesele sadece siyaset değildir; iradenin daralmasıdır.
Bir kısım insanlar, Konya’yı kendi mülkü gibi konuşuyor. Sanki bu şehir babalarından miras kalmış; sanki kamu imkânları özel kasalarıdır. Medyayı satın alarak hakikatin sesini kısmaya çalışıyor, siyasetçileri paranın gölgesinde hizaya getirdiklerini zannediyorlar. Güçleri kadar değil; gücümüz kadar varlar. Onları besleyen korkularımızdır. Onları büyüten konforumuzdur. Onları vazgeçilmez kılan suskunluğumuzdur.
Dindarlık yalnızca ritüellerle ayakta durmaz. Cami safında omuz omuza durmakla ahlâk inşa edilmiş olmaz. Eğer bir şehirde adaletsizlik konuşulurken başlar öne eğiliyorsa; eğer haksız kazanç herkesin bildiği ama kimsenin açıkça dillendirmediği bir sır hâline gelmişse; orada iman değil alışkanlık hüküm sürer. Konya gibi muhafazakâr kimliği güçlü bir şehirde bile birkaç ismin etrafında dönülüyorsa, asıl soruyu kendimize sormalıyız; biz neyi kaybettik?
Herkes rahatsız olduğunu söylüyor. Fakat her seçimde, her atamada, her ihalede aynı isimlerin etrafında dönüp duruluyorsa, burada bir çelişki vardır. Şikâyet eden de alkışlayan da aynı topluluğun içinden çıkıyorsa, mesele birkaç adamın kudreti değil; toplumun iradesinin dağılmasıdır. Kurtarıcı arayışı sorumluluktan kaçmanın en zarif yoludur. Eteğe sarılmak kolaydır; ayağa kalkmak zordur.
Bu şehirde neden onlarca isim yetişmiyor? Neden liyakat konuşulduğunda yüzler daralıyor? Neden “O olmazsa kim olacak?” sorusu her tartışmanın son cümlesi hâline geliyor? Çünkü zihnimiz seçenek üretmeyi bırakmış. Birkaç ismi kabullenmek mücadele etmekten daha konforlu. Hâlbuki asalet rahatlıktan değil bedel ödemekten doğar.
Siyasi iradeden beklenti elbette olur; fakat önce kendi irademizi diriltmemiz gerekir. Bir şehrin gerçek terbiyesi yukarıdan gelen talimatlarla değil; aşağıdan yükselen bilinçle mümkündür. Telkin baskıdan güçlüdür. Kamuoyu paradan değerlidir. Hakikatin dili satın alınmış manşetlerden daha kalıcıdır.
“Hepimiz suçluyuz” demek ağır bir cümledir; fakat bu ağırlık olmadan hafifleyemeyiz. Suçu yalnız başkalarına yüklemek kolaydır. Kendi payımıza düşeni görmek insanı sarsar. Bu sarsıntı olmadan diriliş olmaz. Alnımında kara bir lekeyi taşımak kader değildir; onu silmeye niyet etmemek tercihtir.
Konya’nın asaletli bir duruşa ihtiyacı var. Kökleri Selçuklu’nun ilim ve irfan iklimine uzanan bu şehir birkaç çıkar çevresinin dar ufkuna mahkûm edilemez. Bir şehrin onuru parayla ölçülmez. Bir toplumun değeri korkuyla belirlenmez.
İçimizde uykuya yatırdığımız bilinçleri uyandırmak zorundayız. Çünkü hakikat kendini savunacak bir ses bulamadığında çürür. Çürüyen yalnız adalet değildir; şehrin ruhudur.
Ayağa kalkmak bağırmak demek değildir. Ayağa kalkmak; satın alınamayan bir vicdanla konuşmaktır. Bir ismin değil bir ilkenin arkasında durmaktır. Konya’nın kaderini birkaç kişinin kasasına terk etmeye razı olmamaktır.
Şehirler sahiplenenlerin değil; sahip çıkanların omzunda yükselir.