Ahmet Şükrü KILIÇ
Kitleyi küçümseyerek iktidar olunmaz
İktidar olmak başka şeydir, kendi mahallesinde alkışlanmak başka… Türkiye’de seçim kazanmak isteyen bir siyasi hareket önce şu hakikati kabul etmek zorundadır; bu ülke sadece kendi mahallesinden ibaret değildir. İnsanların yaşam biçimlerine, kıyafetlerine, müzik zevklerine, gündelik alışkanlıklarına savaş açarak yüzde ellileri aşamazsınız. Hele ki yirmi yılı aşmış bir iktidarı sadece “İslamcı oylarla” açıklamaya çalışmak, siyaseti de toplumu da hiç anlamamaktır.
Bugün AK Parti’ye yöneltilen “Gençlik Şöleni” eleştirilerinin önemli bir kısmı bu kopuştan besleniyor. Sanki AK Parti yalnızca belli bir cemaatin, belli bir ideolojik çevrenin, belli bir yaşam biçiminin partisiymiş gibi davranılıyor. Oysa AK Parti’yi iktidara taşıyan şey, yıllarca Türkiye’nin merkezini oluşturan geniş toplumsal havzaydı. İçinde muhafazakârın da olduğu, sekülerin de olduğu, milliyetçinin de olduğu, dindarın da olduğu, hayat tarzı birbirinden tamamen farklı milyonların oluşturduğu büyük bir seçmen kitlesi…
Bir gerçeği dürüstçe konuşalım; kendisini “İslamcı” olarak tanımlayan yapıların toplam oy potansiyeli, Türkiye’de tek başına iktidar kuracak bir çoğunluk üretmiyor. Dahası, o çevreler kendi içlerinde bile bölünmüş durumda. Bir kısmı AK Parti’de, bir kısmı Yeniden Refah’ta, bir kısmı Saadet çizgisinde, bir kısmı başka küçük yapılarda konumlanıyor. Her biri diğerini eksik, yanlış ya da yetersiz görüyor. Böyle parçalı bir sosyolojinin tek başına ülke yönetebilecek bir çoğunluk oluşturamadığı ortada.
Fakat mesele sadece matematik de değil. İnsanların yaşam biçimlerine tepeden bakarak ahlâk inşa edilemez. AK Parti Gençlik Şöleni üzerinden geliştirilen bazı eleştiriler, özellikle genç kızların kıyafetleri üzerinden yürütülen tartışmalar, aslında siyasî olmaktan çok sosyolojik bir yabancılaşmayı gösteriyor. İnsan kendi evine bakmadan toplum mühendisliğine soyunamaz. O gençlerin önemli bir kısmı bu toplumun çocukları. “Bizim çocuklarımız” dediklerimiz sadece bizim gibi giyinenler değildir. Bizlerin evlerinde de var o gençler. Üniversiteye giden, müzik dinleyen, eğlenen, sosyal medyada yaşayan, modern hayatın içinde büyüyen gençler de bu ülkenin evlatlarıdır.
Kaldı ki aynı sorgulamayı erkek çocukları için yaptığımızda ortaya çok farklı bir tablo da çıkmıyor. Mesele yalnızca kadın bedeni üzerinden yürütülen bir ahlâk tartışmasına dönüşüyorsa orada samimiyet değil alışkanlık vardır. Türkiye’de muhafazakâr çevrelerin yıllardır aşamadığı problemlerden biri de budur; ahlâkı çoğu zaman kadın üzerinden tanımlamak…
Bir başka hakikati daha görmek gerekiyor; Recep Tayyip Erdoğan kendi çocuklarına bakıldığında, iktidarın insanı dönüştüren şatafatına teslim olmuş bir aile profili sunmadı. Türkiye gibi iktidarın çoğu zaman servet ve gösteriş dili ürettiği bir ülkede Erdoğan ailesinin yaşam biçimi, kıyafet anlayışı ve kamusal görünürlüğü hâlâ muhafazakâr bir çizgide duruyor. Yani bugün bazı çevrelerin kurmaya çalıştığı “İktidar çocukları değişti” anlatısı, doğrudan Erdoğan ailesi üzerinden okunabilecek bir durum da değil.
Fakat burada çok daha önemli bir sorun var; bazı insanlar Erdoğan’dan yalnızca devlet başkanı olmasını değil, kendi evlerinin reisi gibi davranmasını da bekliyor. Çocuklarının nasıl giyineceğine, nasıl yaşayacağına, nasıl düşüneceğine kadar müdahale eden bir toplumsal otorite üretmek istiyorlar. Bu beklenti siyasî değil, sosyolojik bir vesayet arzusudur.
Devlet yönetmek başka şeydir, toplumun bütün bireylerini aynı kalıba sokmaya çalışmak başka… Erdoğan’ın görevi insanların çocuklarını kendi dünya görüşüne göre dizayn etmek değildir. Demokratik siyasetin görevi, farklı hayatların bir arada yaşayabileceği zemini korumaktır. Türkiye gibi büyük, kalabalık ve çeşitlenmiş bir toplumda iktidar olmak isteyen herkes bunu anlamak zorundadır.
Bugün AK Parti’ye oy veren milyonlar arasında başörtülü gençler de vardır, mini etek giyen gençler de… Namaz kılan da vardır, hayatında camiye uğramayan da… Tayyip Erdoğan’ı sadece kendi ideolojik mahallesinin lideri gibi okumaya çalışanlar, yirmi yılı aşkın siyasî gerçekliği hâlâ anlayamamış olanlardır.
Çünkü bu ülkede iktidarın yolu, sadece kendi mahalleni sevmekten değil; senden olmayanlarla da aynı ülkeyi paylaşabilmekten geçer.
Erdoğan dindar, muhafazakar, İslamcı insanları devlet kademelerine taşımıştır, ailelerinizin reisi olmamıştır. Bugün güçlü bir Türkiye vardır, bütün dünya ülkeleri, Erdoğan’ın bu gücü inancından aldığını bilmekte, bazıları da düşman kesilmektedir.
Elbette eleştirelim, daha çok eleştirelim ama yönetim biçimini, insan tercihlerini, yanılgılarını, eğitim, ticaret, üniversite politikalarını…