Konya Büyükşehir Belediyesi’nin himayesinde yürütülen Selçuklu Medeniyeti Projesi, yalnızca Konya’nın değil, Türkiye’nin ilmî hafızasını ilgilendiren büyük bir kültür yatırımıdır. Böyle büyük projeler, yayımladıkları eserler kadar oluşturdukları akademik birliktelikle de değer kazanırlar.
Son günlerde Selçuklu Kaynakları Külliyatı’nda yer alan bazı tercümelere ilişkin ciddi filolojik tenkitler kamuoyuyla paylaşılmıştır. Arap dili, belâgat, tarihî terminoloji ve metin tenkidi bakımından ileri sürülen bu iddialar ilmî zeminde cevaplandırılmayı hak etmektedir. Bu tenkitler doğruysa düzeltilmeli, yanlışsa ilmî delillerle cevaplandırılmalıdır. Akademik projelerin en büyük gücü, eleştiriye açık olmalarıdır.
Bugün Konya’da gerçekleştirilen Uluslararası Selçuklu Medeniyeti Sempozyumu da aynı hassasiyetle değerlendirilmelidir. Sempozyum Konya’dadır. Türkiye’de doğrudan Selçuklu çalışmalarına tahsis edilmiş tek Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü de Konya’dadır. Buna rağmen enstitü hocalarının bu sempozyuma neden davet edilmediği, neden programa dâhil edilmediği ve neden bu ilmî zeminde kurumsal olarak yer almadığı ciddi biçimde izaha muhtaçtır.
Bu mesele, birkaç akademisyenin bir programa katılıp katılmaması meselesi değildir. Bu mesele, Konya’nın Selçuklu mirasını hangi kurumsal akılla taşıdığı meselesidir. Selçuklu adını taşıyan bir enstitü Konya’da bulunuyorsa, Konya’da düzenlenen uluslararası Selçuklu sempozyumunda o enstitünün ilmi birikiminden, hocalarından ve öğrencilerinden istifade edilmesi beklenir.
Eğer Selçuklu üzerine çalışan kurumlar aynı şehirde birbirinden habersiz, birbirine mesafeli veya birbirini dışarıda bırakan bir akademik iklim içinde hareket ediyorsa, burada yalnızca organizasyon eksikliği değil, kurumsal ciddiyet bakımından da üzerinde durulması gereken bir sorun vardır.
Konya Büyükşehir Belediyesi’nden beklentimiz; hem kamuoyunda tartışılan çeviri tenkitlerinin bağımsız filolog ve tarihçilerden oluşacak ilmî bir heyet tarafından incelenmesine öncülük etmesi hem de bundan sonraki uluslararası toplantılarda Selçuklu Araştırmaları Enstitüsü başta olmak üzere ilgili akademik kurumların sürece dâhil edilmesini sağlayacak açık, şeffaf ve kuşatıcı bir istişare zemini oluşturmasıdır.
Selçuklu mirası, dar akademik çevrelerin, kişisel mesafelerin veya kurumsal kopuklukların üzerinde tutulması gereken büyük bir medeniyet mirasıdır. Bu miras, eleştiriden kaçınarak değil, eleştiriyi dinleyerek; kurumları birbirinden uzaklaştırarak değil, aynı ilmî masada buluşturarak geleceğe taşınabilir.