Ahmet Şükrü KILIÇ
Modern Mızrakların Ucundaki Hakikat: Kur’an Yapraklarından Radar Üslerine
Tarih, sadece tozlu raflarda kalan bir hatıralar dizisi değildir; o, her döneme uygun maskeler takarak sahneye yeniden çıkan bir "tekrar ustasıdır". Bugün Ortadoğu’nun semalarında patlayan füzeler ve sükut eden vicdanlar, bize asırlar öncesinin o meşhur sahnesini hatırlatıyor: Mızrakların ucuna takılan Kur’an yapraklarını. Dün hakikati susturmak için mızraklar kullanılıyordu, bugün ise radarlar, hava savunma sistemleri ve "stratejik ittifak" adı altındaki ihanetler...
Gökyüzü Neden Cevapsız?
İran semalarından yükselen her füze, aslında sadece birer mühimmat değil; insanlık onuruna sorulmuş birer soruydu: "Bu çağda adalet kimin yanında?" Ancak ne acıdır ki bu füzelerin çoğu hedefine varmadan, yine "kardeş" dediğimiz toprakların savunma sistemlerinde parçalandı. İslam coğrafyasının ufku, kendi evladına, kendi mazlumuna kapatılmış dev bir kapıya dönüştü.
İsrail’in saldırganlığına karşı bölgeden yükselen o sağır edici sessizlik, bazen en gür cümleden daha çok şey anlatıyor. Ne bir kınama, ne bir itiraz... Sanki düşen ateş sadece bir ülkeyi değil, topyekûn bir ümmetin vicdanını yakıyor.
İstikrar mı, İsrail’in Konforu mu?
Savaşın gerçek mimarlarına, yani Amerikan üslerine yönelen her hamlede bölge devletlerinin diline tek bir kelime dolanıyor: "İstikrar." Sorulması gereken soru şudur: Bahsedilen bu istikrar, coğrafyamıza huzur gelmesi mi, yoksa işgalci İsrail’in uykusunun kaçmaması mı? Bu düzende "güvenlik" kavramı, mazlumun canını korumak için değil, güçlünün rahatını bozmamak için kurgulanmış bir kalkandan ibarettir.
Kader Değişmiyor, Araçlar Değişiyor
Dün mızrakların ucunda sallanan ayetler, bugün diplomasi metinlerinde, askeri anlaşmalarda ve o soğuk ekranlarda birer araç olarak kullanılıyor. Kur’an okunuyor ama adaleti haykırılmıyor; ayetler tilavet ediliyor ama mazlumun yanında durmanın bedeli ödenmek istenmiyor.
Müslüman coğrafyasının eli kolu bağlansın, İsrail ve Amerika dilediğince vursun diye Kur’an yine o mızrakların ucuna takılıyor. Ancak unutulmamalıdır ki; hakikat çoğu zaman kalabalıkların değil, o onurlu yalnızlığı omuzlayanların elinde yükselir.
"Fakatsız ve Amasız" Bir Duruş
Filistin bize yalnızlığın asaletini öğretti; şimdi ise bu kader İran’ın omuzlarında. Şunu net bir şekilde görmeliyiz: İslam ülkeleri lojistik ve siyasi desteğini çekse, İsrail ve Amerika koca bir "hiç"ten ibarettir. Bu zulme sessiz kalanlar ve destek olanlar da tarih önünde o "hiçliğe" mahkûm olacaktır.
İranlı kardeşlerimizin şehadeti kutlu olsun. Biz safımızı net seçiyoruz:
-
İran’ın yanındayız.
-
İran’ın fakatsız yanındayız.
-
İran’ın amasız yanındayız.
Çünkü biliriz ki; tüm dünya sussa da, Allah yeter.