Prof. Dr. Seyit Mehmet ŞEN

Prof. Dr. Seyit Mehmet ŞEN

Tarihin Tekerrürü ve Jeopolitik Gerçekler: İran Bir Fitne mi, Yoksa Zorunlu Komşu mu?

İslam dünyasının tarihsel süreci incelendiğinde, İran’ın konumu her zaman tartışmaların odağında yer almıştır. Tarih kitaplarını biraz karıştırdığımızda, Anadolu topraklarındaki Şii yayılmacılığının yalnızca bugünün meselesi olmadığını, koca bir imparatorluğun rotasını nasıl değiştirdiğini açıkça görürüz.

Çaldıran’dan Günümüze Bitmeyen Yayılmacılık

Yavuz Sultan Selim’i babasına isyan etme noktasına getiren, Anadolu’nun kalbine sızan Şii ideolojisidir. Sultan Selim, bu tehlikeyi gördüğü an tahtı devralmış ve ilk büyük seferini 1514’te Çaldıran’da İran üzerine gerçekleştirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde de bu mücadele dinmemiş, Osmanlı enerjisinin büyük bir kısmını doğu sınırlarını korumak için harcamıştır.

Günümüze baktığımızda ise tablo pek değişmiş değil. Suriye’deki büyük tahribatın, Irak’taki Türkmen kardeşlerimizin maruz kaldığı baskıların ve coğrafyamıza yayılan huzursuzluğun altında maalesef yine İran’ın ve onun militan yapılarının izi bulunmaktadır. İran, el attığı hiçbir bölgeye barış ve huzur götürememiştir.

Asıl Hedef Kim? Haçlı Batı’nın Korkulu Rüyası

Bütün bu tarihsel gerçekler ve güncel acılar bir kenara, madalyonun diğer yüzünü de görmek zorundayız. Evet, İran tarih boyunca bizi her Avrupa seferimizde arkadan vurmuş olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki; Haçlı Batı’nın asıl düşmanı İran değil, Müslüman Türk Milleti’dir.

Batı, Türk milletinin "Cihan Devleti" potansiyelini ve hiç sönmeyen "Kızıl Elma" sevdasını çok iyi bilmektedir. Bu yüzden tarih boyunca kimi zaman Moğolları, kimi zaman da İran’ı bir "arka bahçe" veya bir engelleyici unsur olarak kullanmıştır.

İran Çökerse Sıra Kime Gelir?

Mevcut tablo ne kadar karanlık olursa olsun, stratejik bir gerçeğin altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor: İran çökertilirse, bir sonraki hedef Türkiye olacaktır. Ortadoğu’da yaratılan her kaos, Türkiye’nin gücünü kırmak ve onu kendi içine hapsetmek içindir.

Bizim için İran’ın varlığı ve toprak bütünlüğü, Batı’nın doğrudan sınırlarımıza dayanmasını engelleyen bir tampon bölge niteliğindedir. 1200 yıldır Haçlı zihniyetinin karşısında sarsılmaz bir kale gibi duran Türk milleti, bu satranç tahtasında hamlelerini duygularıyla değil, tarihin dersleriyle yapmalıdır.

Sonuç olarak; İran’ın geçmişteki ve bugündeki hatalarını biliyoruz, ancak coğrafyanın kader olduğunu ve bu kaderin bizim omuzlarımızda büyük bir sorumluluk bıraktığını da unutmuyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.