Prof. Dr. Salih ŞİMŞEK
VAHŞİ KAPİTALİZMİN KISKACINDAKİ SPOR Prof. Dr. Salih Şimşek
VAHŞİ KAPİTALİZMİN KISKACINDAKİ SPOR
Hayatımda hiçbir spor dalına ilgi duymadım. Aşağıdaki görüşler, spor olayına uzaktan bakan bir gözün tespitleridir.
Günümüz dünyasında ‘spor’, kitleleri arkasından koşturan, milyonların kafasını işgal eden ve ‘eğlendiren’, bazen de ‘katliamlara varan taşkınlıklar’ doğuran ve insanları deşarj eden, sosyal bir olay olarak hükmünü icra etmeye devam ediyor. Ülkeler asında organizeli bir şekilde düzenlenen ‘spor olimpiyatları’ sebebiyle de tüm dünya ülkeleri arasında bir ‘itibar’ ve ‘yarış’ havasını alan ‘spor’, yeni branşlarıyla etki alanında tuttuğu kitleleri, her gün biraz daha tekeline alıyor.
Sosyologlar, günümüzün modern sporlarını, 19. Asrın başlarında İngiltere’de ortaya çıkan ve daha sonraları diğer gelişmiş ülkelere yayılan sanayi kapitalizminin ortaya çıkışı ile bağlantılı olduğunu kabul ederler. Sanayi Devrimi, toplumlara yeni bir yapılanma modeli getirmiş ve ‘iş’ ve ‘boş zaman’ kavramlarını empoze etmiştir.
Organize şekliyle sporlar, toplumun aynası durumundadır. Toplumların spor anlayışları zaman içinde, onların temel değerlerini yansıtır duruma gelmiştir. Günümüz sporları, artık sadece fiziksel bir üstünlük mücadelesi olmanın çok ötesinde bir görünüm ortaya koymaktadır. Bugün spor; içinde devasa ekonomik çarkların döndüğü, teknolojinin sınırlarının zorlandığı, adeta senaryosuz ama yüksek bütçeli birer küresel tiyatroya dönüşmüş durumda… Yani spor, ticarileşerek bir endüstri dalı haline gelmiştir.
Kapitalizm ile Spor arasında öyle kuvvetli bir ilişki vardır ki, modern sporun kendisi zaten doğrudan kapitalist sistemin içinde, onun kurallarına göre şekillenmiş devasa bir endüstridir. Bugün kitlelerin izlediği, oynadığı veya takip ettiği sporların neredeyse hiçbirini kapitalizmin mantığından bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Eskiden spor, çoğunlukla eğlence, fiziksel gelişim veya topluluk bağlarını güçlendirmek için yapılan bir aktiviteydi. Kapitalizm sporun bu sosyal yönünü aldı ve onu satılabilir bir ürüne (meta) dönüştürdü. Spor zaman içinde ticarileşti ve endüstri haline geldi. Kulüpler birer şirkete dönüştü. Eskiden stadyuma gitmek yerel bir etkinlikken, bugün yayın hakları milyarlarca dolarlık ihalelerle satılıyor. Sporcu bir marka haline getirildi ve kulüplerin ‘yatırım’ aracı oldu. Kapitalist sistem, sürekli ‘tüketim’ üzerine kuruludur ve spor bu tüketimi canlı tutmak için harika bir yakıt olmuştur.
Kapitalizm spora ihtiyaç duyar. Çünkü spor; kitleleri peşinden sürükleyen, muazzam reklam ve tüketim potansiyeli olan, duygu yüklü bir alandır. Spor da kapitalizme ihtiyaç duyar çünkü bugünkü teknolojik imkanlar, devasa stadyumlar ve elit sporcu performansları ancak bu milyar dolarlık finansal sistem sayesinde fonlanabilmektedir.
Uygulamalardan görüldüğü gibi, sporun hem ritüelistik hem realistik ve hem de dramatik yönü bulunmaktadır. Ritüel (ayinsel, kurallı) yönü, oyuncuların belli kurallara uyması ve rollerini o kurallara göre oynamalarıdır. Hedef daima kazanmaktır. "Realizm" yönü, romantizmin ve amatör ruhun yerini tamamen bilim, veri ve paraya bırakmış olmasıyla ilgilidir. Dramatik yönünü gelince, Spor, senaryosu olmayan canlı bir sinemadır. Sporu milyarlarca insan için vazgeçilmez kılan şey, sunduğu yüksek ve tahmin edilemez dramadır. Sinemada en iyi senaristlerin bile yazamayacağı hikayeler, sahada canlı olarak yaşanır.
Özetlemek gerekirse, günümüz sporu, arka planda tamamen realistik, bilimsel ve ekonomik bir makine gibi çalışırken; sahalarda ve vitrinde milyarlarca insanı ekranlara kilitleyen, saf duygulardan beslenen devasa bir dramatik sahne sunuyor