Serkan ŞİMŞEK
Ahlaki ve Kültürel Çözülüş
Toplumlar yalnızca ekonomik krizlerle çökmez; ahlaki pusulalarını yitirdiklerinde çözülürler. Türkiye’de son yıllarda gözlemlenen kültürel ve ahlaki bozulma, münferit olayların değil, uzun süredir biriken yapısal zaafların sonucudur. Gücün denetlenememesi, paranın kutsallaştırılması ve “başarı” kavramının etik ilkelerden koparılması, bu çözülmenin temel dinamikleridir.
Bugün yozlaşma, sadece bireysel ahlaksızlık olarak değil; sistematik bir normalleşme hâlinde karşımıza çıkmaktadır.
Epstein ve Man Adası: Küresel Gücün Karanlık Arka Odaları
Jeffrey Epstein vakası, modern dünyanın en çarpıcı gerçeklerinden birini açığa çıkardı:
Küresel elitler için hukuk çoğu zaman esnektir.
Epstein, yalnızca bir suçlu değil; siyaset, finans ve istihbarat dünyasının kesişim noktasında duran bir figürdü. Uçuş kayıtları, davet listeleri ve bağış ağları; güç sahiplerinin nasıl karşılıklı suskunluk sözleşmeleriyle korunduğunu gösterdi. Burada mesele yalnızca cinsel suçlar değil, şantaj, nüfuz ve kontrol mekanizmalarıdır.
Man Adası ve benzeri finans merkezleri ise bu yapının ekonomik ayağını temsil eder. Vergi cennetleri, yasa dışı servetlerin aklanmasından çok daha fazlasını yapar:
Gücü görünmez kılar.
Bu sistemler sayesinde siyasetçiler, iş insanları ve karar alıcılar denetimden uzaklaşır. Türkiye gibi ülkeler de bu küresel ağların dolaylı etkilerine maruz kalır.
Türkiye’de Bir Vaka: Sercan Yaşar Üzerinden Okuma
Sercan Yaşar vakası, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla incelendiğinde, bireysel bir hikâyeden çok daha fazlasına işaret eder. Eğitim geçmişi, kısa sürede yükselişi ve çevresindeki güç odakları hakkında ortaya atılan iddialar, Türkiye’de sıkça rastlanan bir soruyu yeniden gündeme getirir:
“Bir insan nasıl bu kadar hızlı ve denetimsiz biçimde yükselir?”
Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur:
Açık kaynaklarda, Sercan Yaşar’ı desteklediği kesin olarak kanıtlanmış herhangi bir yabancı istihbarat teşkilatı bilgisi bulunmamaktadır. Bu yöndeki söylemler, şu an için iddia ve spekülasyon düzeyindedir.
Ancak bu iddiaların varlığı bile, başka bir gerçeği ortaya koyar:
Türkiye’de şeffaflık eksikliği, her yükselişi kuşkulu hâle getirmektedir.
Bu Tür Vakalar Ne Tür Gerçeklerin Kapısını Aralar?
Sercan Yaşar benzeri dosyalar, doğru şekilde ele alındığında şu soruları açığa çıkarabilir:
Güç ve kariyer dağılımı liyakatle mi, yoksa ilişkilerle mi yapılmaktadır?
Devlet ve özel sektör arasındaki sınırlar yeterince net midir?
Denetim mekanizmaları neden geç çalışır ya da hiç çalışmaz?
Toplum, neden “başarılı” görünen kişileri sorgulamaktan çekinir?
Bu sorular yanıtlanmadan hiçbir vaka gerçekten aydınlanmış sayılmaz.
Toplumsal ve Kültürel Bozulmanın Önüne Nasıl Geçilir?
Bu çöküş kader değildir. Ancak çözüm, sadece yasalarla değil; zihniyetle mümkündür.
1. Ahlakı Yeniden Kamusal Değer Yapmak
Ahlak, bireysel bir tercih olmaktan çıkarılıp kamusal sorumluluk hâline getirilmelidir.
2. Güce Mesafe Koyabilen Bir Toplum
Siyasetçiye, iş insanına, kanaat önderine körü körüne bağlılık değil; eleştirel mesafe öğretilmelidir.
3. Şeffaflık Kültürü
“Bize bir şey olmaz” anlayışı yerine,
“Herkes hesap verir” ilkesi yerleşmelidir.
4. Eğitimde Karakter İnşası
Bilgi değil yalnızca; vicdan, adalet ve sorumluluk da öğretilmelidir.
5. Medyanın Rolü
Sansasyon değil, hakikat ödüllendirilmelidir.
Bozulma Yukarıdan Aşağıya İner, Onarım Aşağıdan Yukarıya Çıkar.
Ahlaki ve kültürel yozlaşma, çoğu zaman elitlerin karanlık odalarında başlar; fakat bedelini sokaktaki insan öder. Bu yüzden çözüm de yalnızca yukarıdan beklenemez.
Toplum olarak şunu kabul etmediğimiz sürece ilerleyemeyiz:
Sessizlik, yozlaşmanın en sadık ortağıdır.