Dr. İlhami PEKTAŞ
Güney Asya’dan Ortadoğu’ya Nükleer Satranç: Abdülkadir Han ve Yeni Savunma Paktları
Jeopolitik sahnede bazı isimler vardır ki, yazdıkları tarih sadece bir ülkenin değil, tüm bir coğrafyanın kaderini değiştirir. Pakistan’ın nükleer programının mimarı Abdülkadir Han bu isimlerin başında geliyor. Bugün Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında konuşulan "yeni savunma ittifakı" iddialarını anlamak için, Han’ın temellerini attığı nükleer caydırıcılık mirasına ve bu sürecin sancılı geçmişine bakmak şart.
Bir Ulusal Varlık Meselesi: Pakistan’ın Nükleer Doğuşu
Pakistan için nükleer silah, hiçbir zaman sadece askeri bir seçenek olmadı; Zülfikar Ali Bhutto’nun deyimiyle bu bir “ulusal varlık garantisi” idi. 1974’te Hindistan’ın nükleer denemesiyle sarsılan İslamabad, rotasını geri dönülmez bir şekilde nükleer güç olmaya kırdı.
Bu noktada sahneye çıkan Abdülkadir Han, Hollanda’daki nükleer tesislerden edindiği kritik uranyum zenginleştirme bilgilerini Pakistan’a taşıyarak tarihin akışını değiştirdi. 1976’da kurulan Kahuta tesisleri, Soğuk Savaş’ın toz dumanı arasında, Çin’in desteği ve ABD’nin (Sovyet-Afgan savaşı nedeniyle) göz yummasıyla nükleer bir devin doğumuna tanıklık etti.
Sınırları Aşan Teknoloji Ağı: İran ve Ötesi
Han’ın vizyonu sadece Pakistan’la sınırlı kalmadı. 1980’lerden itibaren kurulan küresel ağ; İran, Libya ve Kuzey Kore’ye nükleer teknoloji transferi sağladı. Özellikle İran kanadında, Humeyni’nin dini çekincelerine rağmen Rafsancani döneminde Pakistan’dan gelen santrifüjler, Tahran’ın bugünkü nükleer kapasitesinin yapı taşlarını oluşturdu.
Bu durum, bölgedeki dengeleri öylesine sarstı ki, İsrail ve Hindistan’ın Kahuta tesislerine yönelik ortak bir hava saldırısı planladığı, ancak bu planın son anda Indira Gandhi tarafından iptal edildiği hala konuşulan en büyük istihbarat sırlarından biridir.
Yeni Bir Dönem: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan İttifakı
Bugün ise nükleer caydırıcılığın yerini, daha kurumsal ve geniş kapsamlı savunma iş birlikleri alıyor. Bloomberg gibi uluslararası kaynakların dile getirdiği Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan savunma üçgeni, bölgede yeni bir "NATO modeli" doğabileceğine işaret ediyor.
Kritik Soru: Birine yapılan saldırının tümüne yapılmış sayılacağı bir "5. Madde" mekanizması, bölgedeki dengeleri nasıl değiştirir?
Türkiye’nin NATO’nun en büyük ikinci ordusu olarak sunduğu teknolojik güç, Pakistan donanması için üretilen savaş gemileri ve hava kuvvetleri modernizasyon projeleriyle somutlaşıyor. Bu üçlü ittifak, sadece bir silah ticareti değil, Abdülkadir Han’ın nükleer stratejisinde savunduğu o meşhur "caydırıcılık" ilkesinin modern ve konvansiyonel bir tezahürüdür.
Sonuç: Caydırıcılığın Modern Yüzü
Abdülkadir Han, 2004’te tüm sorumluluğu üstlenerek geri çekilse de, bıraktığı miras bugün bölgesel ittifakların DNA’sında yaşıyor. Nükleer güçten, yüksek teknolojili savunma paktlarına uzanan bu yolda; Ankara, İslamabad ve Riyad hattı, dış müdahalelere karşı kendi "güvenlik kalkanını" oluşturma yolunda emin adımlarla ilerliyor.