Şevki KARABEKİROĞLU
İslam Dünyası: Büyük Birleşme mi, Ebedi Parçalanma mı?
Ortadoğu coğrafyası, son çeyrek asırdır tarihin en sancılı ve stratejik dizayn operasyonlarından birine sahne oluyor. 2000’li yılların başında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile fitili ateşlenen süreç, bugün sadece sınırları değil, zihinleri ve inanç akslarını da bölmeyi hedefleyen karmaşık bir satranç oyununa dönüştü. Peki, bu yolun sonunda İslam dünyası bir güç odağı olarak mı doğacak, yoksa tarihin tozlu sayfalarında bir "parçalanmışlık hikayesi" olarak mı kalacak?

BOP’tan Vekalet Savaşlarına: Stratejinin Dönüşümü
BOP’un ilk aşamasında hedef netti: Afganistan, İran, Irak ve Suriye’nin etkisiz hale getirilmesi. Ancak doğrudan işgalin ABD ekonomisine maliyeti ve sahadaki zorluklar, 2006 itibarıyla rotayı değiştirdi. Artık devletler kendi ordularını değil, "proxy" (vekalet) savaşçılarını sahaya sürecekti. Bu kirli tezgahın en büyük figüranı ise DAİŞ oldu. Müslümanı Müslümana kırdıran bu sistem, Batı için hem "maliyetsiz" hem de "pragmatik" bir çözüm sundu.
Mezhep Fay Hatları ve Suriye Denklemi
Suriye savaşı, bölgedeki etnik ve mezhepsel kırılmaları tetiklemek için altın bir fırsat olarak görüldü. Şii-Sünni gerilimi tırmandırılarak, bölge ülkeleri birbirine düşman edildi. İran, nükleer ambargoların kalkmasını kendisine sunulmuş bir fırsat sanırken, aslında Sünni dünyasıyla arasına örülen nefret duvarlarının baş aktörü haline getirildi. Türkiye ise bu dizayn sürecinden uzak tutulmak için PKK ve DAİŞ gibi terör örgütlerinin kıskacına alınmak istendi.
Türkiye’nin Bozduğu Oyun
Planlayıcıların hesaba katmadığı en büyük değişken, zayıf Türkiye profilinin artık tarihe karışmış olmasıydı. Batı’nın "Ilımlı İslam" projeleriyle inancı nötralize etme veya selefi akımlarla "Ehl-i Sünnet" omurgasını kırma çabaları, Türkiye’nin stratejik hamleleriyle sekteye uğradı. Türkiye, bölgedeki denklemleri sadece askeri değil, siyasi ve tarihi vizyonuyla da bozdu.
Yeni Bir Dünya Gücü mü?
Bugün gelinen noktada iki muhtemel senaryo önümüzde duruyor:
-
Tamamen parçalanmış bir coğrafya.
-
Mevcut parçaların birleştiği üçüncü bir küresel güç.
Buradaki en kritik düğüm noktası ise İran’ın geleceği. İran’daki muhtemel bir değişim veya parçalanma, Güney Azerbaycan’daki milyonlarca Türkmen üzerinden Türk Dünyası ile birleşme kapısını aralayabilir. İslam birliği veya Türk birliği, Rusya ve Çin’i dengeleyeceği için Batı’nın da –çıkarları örtüştüğü sürece– tamamen dışlamayacağı bir seçenek haline gelebilir.
Sonuç olarak; İslam dünyası ya bu "küresel tezgahı" ferasetle dağıtıp birleşecek ya da suni düşmanlıkların gölgesinde bölünmeye devam edecek. Kaderi belirleyecek olan, bölge halklarının ve güçlü aktörlerin bu oyundaki duruşudur.