Dr. Sadık TANRIKULU

Dr. Sadık TANRIKULU

İran Meselesi: Duygusal Reflekslerden Akli ve İslami Bir Duruşa Doğru

Bugün İslam dünyasının en çetrefilli meselelerinden biri hiç şüphesiz İran ve onun bölgedeki rolüdür. Ortalığın toz duman olduğu, tarafların keskin çizgilerle ayrıldığı bir ortamda; bir yanda körü körüne bir İran taraftarlığı, diğer yanda ise toptancı bir reddediş hüküm sürüyor. Ancak Müslümanca bir duruş, ne "İrancılık" ne de "İran düşmanlığı" gibi uçlarda savrulmayı değil; "istikamet" üzere dengeli bir bakışı gerektirir.

Ölçüsü Yanlış Olanın Tartısı Doğru Olmaz

Herhangi bir meseleyi değerlendirirken kullandığımız gözlük, vardığımız sonucu belirler. İran mevzusuna bakarken de ölçümüz ne mezhepçilik hırsı ne de siyasi angajmanlar olmalıdır. Tarihsel bir vakıa olarak Şia gerçeği, Hz. Osman (r.a) döneminden bu yana süregelen 14 asırlık bir arka plana sahiptir. Bu tarihi ve teolojik farklılıkları görmezden gelmek, bugünü okumayı imkansız kılar.

Özellikle Kur’an-ı Kerim’de onlarca ayetle övülen sahabe efendilerimize ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) aile fertlerine yönelik bazı aşırı Şii çevrelerdeki bakış açısı, Ehl-i Sünnet dünyası için kabul edilemez bir kırmızı çizgidir. Hz. Ayşe (r.anha) annemizin iffeti bizzat vahiyle tescil edilmişken, ona dil uzatılması sadece bir mezhep farkı değil, bir itikat problemidir.

1979 Devrimi ve Türkiye’ye Etkileri

1979 Humeyni devrimiyle birlikte İslam dünyasında yeni bir rüzgar esti. Türkiye’deki Müslüman camiada da o dönem büyük bir heyecan yaratan bu hareket, zamanla "Emevi Müslümanlığı" gibi yapay kavramlarla Ehl-i Sünnet omurgasına ve Osmanlı mirasına yönelik bir eleştiri dalgasını da beraberinde getirdi. Ancak geçen on yıllar ve mezhepler arası yakınlaşma çabalarının (Takrib) bir sonuç vermemesi, bu rüzgarın göründüğü kadar "vahdet" getirmediğini gösterdi.

Bölgesel Gerçekler ve İnsani Vicdan

Bugün Suriye, Irak, Yemen ve Afganistan gibi coğrafyalarda yaşananlar, ideolojik tartışmaların ötesinde ağır bir insani maliyet çıkarmıştır. Suriye’de bir milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın mülteci durumuna düştüğü bir süreçte, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın mazlumun yanında durmak imanın gereğidir. Zalimlerden kahraman üretme refleksi (Saddam veya Kaddafi örneklerinde olduğu gibi), Müslüman ferasetine yakışmaz.

Sonuç: İttihad-ı İslam ve Temkin

Bizler "İttihad-ı İslam"dan yanayız. İran’ın ve tüm İslam coğrafyasının emperyalizmin veya Siyonizm’in kucağına itilmesine razı gelemeyiz. Ancak bunu yaparken, tarihin bize öğrettiklerini ve son 40 yılda sahada yaşanan acı tecrübeleri de unutmamalıyız.

Duruşumuz net olmalıdır: Mazlum halkların yanındayız, ancak ideolojik yayılmacılık uğruna dökülen kanda payı olanlara karşı da temkinliyiz. Mümin, bir delikten iki defa ısırılmaz. İslam dünyasının kurtuluşu; tarihimizle barışık, sahabe mirasına sadık ve bölgesel gerçeklere karşı uyanık bir birliktelikten geçmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.